SERGEY KOVALYOV: “MUSTAFA CEMİL’İN MÜCADELESİ, KIRIM TATAR HALKININ MÜCADELESİDİR, SÜRGÜN SOYKIRIMDIR” *
Takdim ve Röportaj: Neşe Sarısoy KARATAY
Ropörtajı Rusçadan çeviren: Timur BERK
Sergey Kovalyov, şüphesiz Sovyetler Birliği içerisinde yetişmiş en önemli aydınlardan ve insan hakları savunucularından biridir. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli çekimleri vesilesiyle tanıştığımız ve röportaj yaptığımız, Sovyet rejimine ve sonrasında Putin rejimine de muhaliflik yapmak cesaretini gösteren, insan hakları konusunda ilkesinden sapmayan aydınlardandı. Moskova’da yaşadığı apartman dairesinde yaşıyor. İçeri girince 1960 yıllardan kalan mobilyaların olduğu bir sahaf dükkanına girmiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Mobilyanın ve günlük eşyalarının önemsenmediği, bilginin ve düşüncenin öncelendiğini gösteren, aralarında kağıtlar ve notlar iliştirilmiş sağda solda, el ve ayak altındaki kitaplar, belkide hiçbir zaman düzenli olmayan ve olamayacak olan kütüphane ve onların arasında kalın çerçeveli gözlükleri arkasında, çekim için hazırlık yapan ve bizleri süzen, ancak ne düşündüğünü pek belli etmeyen bir aydın. Arkadaşlar ses ve ışığı hazırlarken ben de bir yandan soruları düşünüp, diğer yandan da onu inceliyorum. Hayatını incelediğinizde, zorba muktedire sesini çıkarmasa, zalimin zulmünü ve haksızlıklarını görmezden gelip kendi çıkarlarını düşünüp yoluna devam etse, gerek Sovyet rejimi döneminde gerekse Putin Rusyasında rahat ve ballı bir hayat sürecek biri olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ama o doğruluğu ve dürüstlüğü seçmiş. Kaybedeceklerini, yaşayacağı sıkıntıları bile bile doğru ve ilkeli olmayı, onurlu bir insan olarak yaşamayı seçmiş. Yurdunu asla terketmeyi düşünmemiş bir Rus aydını.
Sergey Kovalyov, 1932 yılında Ukrayna’da Seredina Buda kasabasında doğdu. 1954 yılında Moskova Devlet Üniversitesi’ni bitirdikten sonra akademik kariyerini de burada sürdürerek SSCB’nin önemli biyofizikçilerinden biri oldu. SSCB’de yaşanan haksızlıklardan rahatsız olan bir avuç cesur aydın gibi sonunun hapis olacağını bile bile sesini yükseltti ve Sovyetler Birliği’ndeki insan hakları hareketine katıldı. 1969 yılında kuruluşu resmen ilan edilen Sovyetler Birliği’nde İnsan Haklarını Savunma Grubu’nun, aralarında Mustafa A. Kırımoğlu’nun da olduğu, 14 kurucusu arasında yer aldı.
1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren sürgün yaşadıkları bölgelerden gelen Kırım Tatar temsilcilerinin müracaatları, sürgün bölgelerinde yaşananları, baskıları, gözaltına alma ve tutuklamaları günü gününe anlatan raporlar Moskova’daki insan hakları savunucusu aydınlara ilham ve fikir verdi. Chronicle of Current Events (Хрoника текyщих событий) adlı samizdat neşriyatını çıkarmaya başladılar. Sovyetler Birliği’nde yaşayan ve haksızlıklara karşı duran her aydın gibi o da 8 Aralık 1974’te Vilnius’ta tutuklandı. O dönemde aydınlara yapılan en yaygın suçlama olan “Anti-Sovyet propaganda ve kışkırtma” suçlamasıyla 7 yıla mahkûm oldu. Perm bölgesindeki meşhur çalışma kamplarında ve Çistopol hapishanesinde özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Daha sonra 3 yıl Doğu Sibirya’da Kolıma’ya sürgüne gönderildi. Ceza süresi sonunda da Kalinin’de mecburî iskâna tabi tutuldu.
Moskova’ya ancak Gorbaçov döneminde, 1986 yılında dönmesine izin verildi. Döner dönmez bütün hızıyla insan hakları konusunda çalışmalarını sürdürdü. 1990 yılında Moskova’da kurulan, Sovyet devri baskı ve zulüm kurbanlarının aklanması ve anılarının toplanması konusunda faaliyet gösteren Memorial adlı İnsan Hakları Derneği’nin kurucularından biri oldu ve eşbaşkanlığını yaptı. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra resmî siyaset hayatına girdi. Milletvekili seçilerek Duma’da İnsan Hakları Komitesi başkanlığına getirildi. Rusya anayasasında insan ve sivil haklar maddesini yazanlardan biri oydu. 1994 yılından itibaren Yeltsin’in insan hakları danışmanı olarak resmen iktidarın bir parçası olmasına rağmen, I. Çeçenistan Savaşı’na açıkça karşı çıktı. Bizzat Çeçenistan’a giderek gördüklerini anlatmaya başladı. Bunun üzerine Duma’daki görevlerinden alındı. Ancak onun oluşturduğu savaş karşıtı kamuoyunun etkisiyle I. Çeçenistan Savaşı Dudayev önderliğindeki Çeçen halkının zaferiyle sonuçlandı. Bundan sonra Yeltsin ve Putin yönetimlerinin gittikçe totaliter uygulamalara yönelmelerini açıkça eleştirmeye başladı. Yeltsin’in insan hakları danışmanlığı ve komite başkanlığından istifa etti. Yeltsin’e açık bir mektup yayınlayarak, onu demokratik prensiplerden vazgeçmekle suçlayıp ağır eleştiriler yöneltti.
1999 yılında Moskova’da apartman bombalamaları ve büyük sivil kayıpların yaşandığı terör olaylarını Çeçenlere mal ederek Putin’in başlattığı II. Çeçenistan savaşına da karşı çıktı.[1] 2002 yılında bu apartmanda patlayan bombaları incelemek üzere bir komisyon kurdu. Ancak Kovalyov Komisyonu’nun bir üyesi olan Sergey Yuşenkov’un[2] 17 Nisan 2003 günü evinin girişinde tek kurşunla öldürülmesi, bir diğer komisyon üyesi Yuriy Şçekoçihin’in[3] talyum ile zehirlenerek öldürülmesi, avukatı ve hukuk danışmanı Mihail Trepaşkin’in[4] Putin yönetimince tutuklanmasıyla komisyon çalışamaz hale getirildi.
Sergey Kovalyov[5], SSCB sonrası Rusya’nın da en önemli siyasetçilerinden ve insan hakları savunucularından biri olarak mücadelesini Moskova’da sürdürmektedir. “Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi” belgeseli için röportaj yaptığımız, belgesel içerisinde röportajın ancak sınırlı bölümlerini verebildiğimiz Sergey Kovalyov’un söyledikleri ve tanıklığı çok önemlidir. Kendisiyle görüştüğümüzde sorularımı Rusça’ya tercüme eden, Kırımoğlu belgeselimizde bize danışmanlık ve rehberlik yapan Asan Cemil ağamıza ayrıca teşekkür ederim.
SERGEY KOVALYOV İLE YAPILAN RÖPORTAJ (14.07.2010, MOSKOVA)
Neşe Sarısoy KARATAY: Mustafa Cemil ile nasıl tanıştınız?
Sergey KOVALYOV: Tam olarak hatırlayamıyorum. 1960’lı yılların sonu olduğunu düşünüyorum. 1969 veya 1970 olabilir. Mustafa ile General Grigorenko’nun evinde tanıştım. O, ufak tefek, zayıf bir genç adamdı. Onun Kırım Tatarları hakkında konuştuğunu hatırlıyorum. “Biz ilk siyasî grevi yapacağız” diyordu. Komik bir olayı hatırlıyorum. Mustafa, Grigorenko’nun evinde idi. Ben o zaman yoktum. Generalin evini aramak için geliyorlar. “Kapıyı açın, militsiya” diyorlar. Mustafa’nın orada ikamet kaydı yoktu. Beşinci ya da dördüncü kattı sanırım, tam olarak hatırlamıyorum. Mustafa pencereden çıkarak su tahliye borusundan aşağıya inmeye başlıyor[6]. O hemen hemen 1. kata kadar iniyor. Fakat o anda boru kırılıyor ve düşüyor. Ayağı kırılıyor, ancak ağır bir kırık değil. Bileği kırılıyor. Bu arada KGB ajanları koşup gelmiş onu aşağıda bekliyorlarmış. O düşünce hepsi kaçışıyor. Onu hastaneye kaldırıyorlar, ama bu defa tutuklamıyorlar. Daha sonra ben onunla o kadar sık karşılaşmadım. Fakat onun nerede yattığını biliyordum. Ben de o zamanlar hapiste yatıyordum. Ancak hapis hayatımız sona erdikten sonra görüşebilmiştik. Artık Özbekistan’da veya Moskova’da değil, Kırım’da idi.
NSK- Siz de Sovyetler Birliği döneminde uzun seneler hapis yattınız. Size yapılan suçlamalar neydi?
Mahkeme kararında 17 değişik suçlama vardı. Aralarından en önemlisi “Chronicle of Current Events” yayını idi. Daktilo ile iki ayda bir çıkarırdık. Oldukça ünlü idi. Yılda yaklaşık 6 defa çıkardı. Oldukça hızlı bir şekilde İngilizceye çevirirlerdi. “Amnesty International” bu tercümeyi basardı. Rusça olarak yurt dışında da çıkardı. Fakat Sovyetler Birliği’nde sadece daktilo baskısı yayımlanırdı. Bu bana karşı yapılan suçlamaların başında geliyordu. Bana 7 yıl hapis ve 3 yıl sürgün cezası verdiler. Toplam 10 yıl yattım. Ardından ise 3 yıl boyunca Moskova’da yaşamama izin vermediler. Ben de Kalinin’de, bugünkü Tver’de yaşadım.
NSK- Kırım Tatarları ve Kırım Tatar Millî Hareketi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Kırım Tatar Millî Hareketi hakkında ne hatırlıyorum? Benim için en dikkat çekeni ne idi? Grigorenko’nun evinde karşılaştığımızda Mustafa Cemilev bana ilk siyasî grevi düzenleyeceklerini söylüyordu. Kırım Tatar Millî Hareketi kitlesel bir hareketti, çok sayıda kişi katılıyordu. 30 bin–40 bin imza toplamaktaydılar. Bizde, Rusya’da, herhangi bir mahkemeyi protesto etmek için 700 imza çoktu. Kırım Tatarları ise protesto için 40 bin imza toplarlardı. Tatarlar arasında Sovyet yönetiminin ne olduğunu iyi bilmeyen çok sayıda insan vardı. Onlar sürgünü yaşadılar, buna öfkelerini içtenlikle ifade etmekte idiler, ancak Lenin’in muhteşem bir insan olduğunu düşünmekteydiler. Onlar, Lenin’in milliyet politikasının en iyi politika olduğunu, fakat hainlerin Politbüro’ya toplandığını, Lenin’in milliyet politikasını sabote ettiklerini, artık Sovyet rejiminin, Allah bilir ne olduğunu, faşizm benzeri bir hal aldığını düşünüyorlardı. İşte böyle mektuplar yazarlardı yurtdışına, Birleşmiş Milletler’e ve başka uluslararası teşkilatlara…
Çok iyi hatırlıyorum. Andrey Saharov ve ben muazzam sayıda bu tip mektuplardan aldık. Mektuplarda binlerce imza vardı. “Vatanları Kırım’a döndürülmeleri gerektiğini, Lenin’in milliyetler politikasının sabote edildiğini, Stalinizmin suçlamalarından aklanmaları gerektiğini, çünkü Komünist Parti’nin Merkez Komitesine bir yerlerden hainlerin toplandığını -bilmiyorum belki de Amerika’dan! Tabîi bu orada yazmıyordu-, düşmanın sızdığını söylüyorlardı.”
Saharov’la ikimiz bu mektuplarla ne yapacağımızı bilemiyorduk. Sonra karar verdik. Halk demek ki öyle düşünüyor. Önemli olan neye karşı protesto yaptıkları. Onların Lenin’in milliyet politikasıyla ilgili saçmalıklar hakkında ne düşündükleri ise onların kendi bilecekleri bir iştir. Herkesin yanılmaya hakkı vardır. Bildiriyi ve ekteki upuzun imza listesini kendi kanallarımızdan ilgili adrese yolladık. Sadece, SBKP MK ile ilgili yanlış fikirleri paylaşmadığımızı bildirdik. Orada hainler yok, hepsi cellâttır. Lenin de öyle idi. Nedense Tatarlar Lenin’in iyi olduğunu düşünüyor.
Evet, hareket öyle idi. Bu hareket içinde bilinçsiz çok insan vardı. Onlar dürüst insanlar. Adildiler, acılar çekmişler, adaletin tekrar yerine getirilmesini istiyorlardı. Kendilerine yakışır şekilde davranırlardı. Moskova’ya gelip açlık grevleri düzenlerlerdi, meydanlarda toplanırlardı. Polis yakalayıp sürgün ederdi. Tekrar geri gelirlerdi. Kırım’da da aynısı oluyordu. Kırım’dan atılırlar ama tekrar Kırım’a geri dönerlerdi. Onlar millet olarak haksız bir sürgünün ardından rehabilite edilmişlerdi.
Sovyet rejimi 17 Mayıs 1944’e kadar Kırım Tatarlarının sürgününü hazırlıyorlardı Ben bu konuda bazı belgeler gördüm. Daha Alman işgali altında iken, Kırım Tatarlarının partizan birliklerinden çıkartılmasını ve onların oraya alınmamasını öngören bazı gizli parti emirleri vardı. Bu gizli belgeleri arşivler açıldıktan sonra okumuştum. Kırım Tatarları cephede idi. Sovyet ordusunda savaşmakta idiler. Sovyetler Birliği kahramanı madalyalı birkaç kişi vardı. Kırım’da birçok Kırım Tatar partizan bulunuyordu. Buna rağmen Kırım Tatar halkının cezalandırılmasına karar verilmişti. Evet, Alman ordusunda Sovyetler Birliği’ne karşı savaşanlar (her milletten insanlar) vardı. Fakat onlar Alman ordusunu kurtarıcı olarak görüyorlardı, kolhozlardan, Stalin’in baskılarından ve Allah bilir nelerden…
Onlar öyle düşünüyorlardı. Ancak Kırım Tatarları içinde kayda değer olmayan bir kesimi oluşturuyorlardı. Ancak her halükârda adaletsiz sürgün binlerce masum kişinin bu sürgün sırasında ölümüne yol açmıştır. Bu gerçek bir soykırımdı. İşte böyle bir karışık durum. Kimileri Lenin’in politikasının taraftarı idi, diğerleri başka bir şeyin Hatta Stalin’in taraftarı bile belki bulunabilirdi. Fakat hepsi vatanda yaşamak istiyorlardı. Vatanda yaşamaya hakları da var. Ama onları bırakmıyorlardı. Kırım’a dönenleri yakalayıp bazılarını hapse atıyorlardı, bazılarını geri gönderiyorlardı.
General Grigorenko, bazı başka kişiler, mesela söyleşi yapacağınız Lavut, onlar çok sayıda ve ciddî şekilde Kırım Tatar meselesi ile ilgileniyorlardı. Kırım’a sahip olan Ukrayna, Kırım Tatarlarına karşı Sovyetler Birliği’nden daha iyi davranmıştır. Fakat orada şimdi de ciddî sorunların olduğunu düşünüyorum. Mustafa Cemilev’in uğraşacağı şeylerin olduğu kanısındayım.
NSK: Mustafa Bey’i ve onun mücadelesini ve yöntemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onun mücadelesi, Kırım Tatar halkının mücadelesidir, adaletin yeniden sağlanması için. O, cesur, dürüst ve bununla birlikte iyi eğitimli kişilerden birisidir. Çünkü Kırım’a dönen büyük kitleye genelde hukukî bilgiler yetmemekteydi. Onlar da zorluklarla emekle başa çıkıyorlar. Hayatımda Kırım’la ilgili bir kesiti anlatabilirim. Ben Kırım’da çok az bulundum. Bir defasında 1974 baharında, Mart ayında “Güncel Olaylar Bülteni- Chronicle of Current Affairs” nin üç sayısını tamamlamıştık. Evimde basın toplantısı yapmış ve biz bu yayınları yabancı basın mensuplarına vermiştik. Bir sonraki 31. sayı idi ve bunu Saşa Lavut yazdı (daha sonra ona gideceksiniz) ve bu sayı Kırım ve Kırım Tatarlarına adanmıştı. Güncel Olaylar Bülteni’nin 28., 29. ve 30. sayılarını yaptığımızı basın mensuplarına bildirdikten sonra, eşimin ardından ona yetişmek üzere Kırım’da tatil yapmaya gittim. Kırım’a vardık ve Yalta’daki yöre müzesine gittik. Orada çok çeşitli eşyalar sergileniyordu, Alman işgali döneminden, partizan hareketinden vesaire. Ancak Kırım Tatarları hakkında hiçbir söz yoktu, hiçbir pano, hiçbir şey yoktu. Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti var mıydı, yok muydu, sanki yokmuş gibi…
Salonda görevli kadınının yanına gittim ve “Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti hakkında sergilenen malzemeler nerede?” diye sordum. – “İkinci kata çıkmanız gerekiyor.” – “Malzemeler 2. katta mı?” – “Hayır, orada bizim kıdemli uzmanımız var, sadece o sizin sorunuza cevap verebilir.” İkinci kata çıktım ve kıdemli uzmana şöyle dedim: “Duydum ki burada özerk cumhuriyet vardı, adı da Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti idi.” O da cevap olarak, “Görüyorum ki siz bilgili bir insansınız ve onun hakkında bir şeyler biliyorsunuz, size daha ne gerekiyor?” – “Ben istiyorum ki yöre müzesinde bu yöreye ait malzemeler de olsun. Tarih tarihtir, burada Kırım Tatarları vardı, onlar nereye gittiler?” – “Siz kendiniz biliyorsunuz ya” diyor.
Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğu hukukî taraftan bilgili olmasa da her zaman barışçıl oldular. Mustafa gibi liderleri vardı ama kendisi tek başına değildi. Halk üzerinde büyük otoritesi olan büyük bir grup insan vardı. Onlar yalnızca barışçıl mücadele yaptılar. Kırım Tatarları da öyle hareket ettiler. Onlar özgürlüklerini feda etmeye hazırlardı ve ne kadar çok insan hapishanede yattı. Onlarda hiçbir şiddet yöntemi, hiçbir terörizm hiçbir zaman olmadı. Bu çok önemli. Aslında, onurlu bir şekilde yaşamayı isteyen halk kendininkini vermez, fakat başkasınınkini de almaz. Söylemek lazım ki, onlar Kırım’a döndü, iyi ki döndüler, onların kendi meclisleri var, ancak Kırım Tatarlarının büyük bölümü eskiden yaşadıkları yerlerde yaşamıyorlar. Kırım Tatarlarının yaşadığı yerler dağların etekleri. Bu bölge şimdi Kırım Tatarı olmayanlar tarafından doldurulmuş. Hatırlıyorum, 1972 yılında Kırım’a eşim ve kızımla gitmiştim. Küçük bir yerde kalıyorduk. Bazen dağlara gider ve üzüm toplardık. Kırım Tatar bağcılarının bir zamanlar yetiştirdikleri bu üzümler o güne dek kalabilmişti. Büyük ustalar idiler. Bu topraklarda artık onlar yok. Bu topraklara başka insanlar yerleştirilmiş, onları ise oradan çıkarmışlar. Steplere sürmüşler.
NSK: Kırım Tatarlarının geleceği hakkında ne söylersiniz?
Kırım Tatarlarının geleceği hakkında ne söylenebilir? Bu gelecek Rusya’nın, Ukrayna’nın, Türkiye’nin ve tüm insanlığın geleceğiyle aynı. Çünkü bugün ciddî etnik problemlerin, yerel problemlerin yerel çözümü bulunmuyor. Her şey sona erdi, reel politika bitti demek mümkün, kendisinden artık bir şey beklememek lazım. Bize başka bir dünya siyasî düzeni gerekiyor, başka bir model. Birleşmiş Milletler Teşkilatı güçsüz ve ikiyüzlü. Gerçek adalet yok Rusya’da bizlere. Örneğin, tüm eski Sovyetler Birliği’nde iki yüzlülük hâkimdi. Tüm yalanlar, sözde adil mahkemeler, insan hakları vb. Bu yalanlar demokrasinin taklididir.
Uluslararası teşkilatlar bu sahteciliğe yardımcı oluyorlar. Başkan Obama, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden düzenlenmesini (başlatılmasını) istiyor. Yeniden düzenlemek nedir? Demek oluyor ki, Kuzey Kafkasya’da biz sizin elinizi serbest bırakıyoruz, siz ise bizim Afganistan, Irak veya örneğin İran’daki politikamıza karışmayınız. Bu yeteri kadar ikiyüzlü, düzenbaz, aşağılık insan ve özgürlük ticaretidir. Zalim Stalin’in döneminde Avrupa’nın yarısını köle olarak verdiler.[7] İşte evrensel değerler adına uluslararası politika. Bu böyle de devam ediyor. Bu bizim dünya halklarının, Kırım Tatarlarının, Türklerin, Rusların, Yunanlıların, vs. sorunudur. Siyasî liderlerden yalan söylemekten vazgeçmelerini istememiz lazım. Bu iş zor, fakat ben eminim ki bu olacak ve o zaman herkes için iyi olacak. 20. yüzyılın ortalarında büyük düşünürler, Bertrand Russel, fizik alanında birkaç Nobel ödülü sahibi, ardından Saharov, Gorbaçov dediler ki: “Mevcut dünya siyasî modeli, şeması uygun değil ve düzgün çalışamaz.”
Örneğin, işte Birleşmiş Milletler Teşkilatı. BM teşkilatının bünyesindeki en etkili kurul Güvenlik Kurulu. Kurulda 5 daimî üye var: ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin. Orada Rusya ve Çin gibi pek demokratik olmayan ülkeler var. Onların veto hakları var. Birleşmiş Milletler Teşkilatı (bu durumda) ne yapabilir? İşte o da (duruma göre) dönüyor.
Bu ne milletlerin topluluğu, ne halkların topluluğu. Bu yüksek devlet memurlarının bir kulübüdür. Bir kulübe ihtiyaç olabilir. Orada devlet memurları için önemli olan bazı konularda kendi aralarında konuşabilirler. Ancak halklar için yüksek memurların kararları gerekmiyor. Bundan dolayı bence reel politika kendi vadesini tüketti, geleceği yok. Son zamanlarda meydana gelen ciddi çatışmalar, genel problemler bunu gösteriyor. Vietnam’daki problem neydi? Vietnam’da barış için uzun bir mücadele oldu. Bu barışın sonucunda ne oldu? Birincisi özgür olan, demokratik Güney Vietnam tropik ormanlarını böcekler gibi dolduran Marksist Kuzey Vietnam tarafından işgal edildi. Vietnam’daki savaş sonunda gelecek getirmedi. Savaşın devam etmesi de, barışın sağlanması da sorunları çözmedi. Tamam, savaş Güneyin Kuzey Vietnam’a verilmesiyle sonuçlandı. Komünist Vietkong’dan kaçmaya çalışan kaç kişi denizde boğuldu, kaç tanesi kamplarda cezalandırıldı? Kimi ilgilendirdi bu kaderler? Bu problemler sona ermeden Balkanlar’da, Kuzey Kore’de, İran’da tekrarlanıyor. Hepsi aynı problemler. Çin artık güçlü bir devlet, yüzölçümü büyük. Orada ne kadar siyasî mahkûm var, sayınız. Hangi hapislerde, ne koşullarda yatıyorlar? Birleşmiş Milletler Teşkilatında ne yapıyorlar bu konuda ve ne yapabilirler böyle bir Çin’e? Her şeyi, Tibet’i ve Tiananmen meydanını unuttular. Bunların hepsi feda ediliyor, her şey utançtan yoksun ticarette kullanılan küçük madenî para…
NSK: Size ABD’den davet gelmişti, neden oraya yerleşmediniz?
Bırakın Putin gitsin. Bu benim de ülkem, onun olduğu gibi. Ben anlamıyorum, niçin ben buradan kaçmalıymışım? Hayır, ben Rusya’da olanlardan memnun değilim. Fakat ben buradan kaçarsam, kim burada kalacak?
NSK: Vatanda yaşamak nasıl? Vatanda mı yaşamak iyi, yoksa dışarıda mı?
Vatanımız fena halde, insanlar kötü şartlarda yaşadığı için değil, ki gerçekten de kötü yaşıyorlar, ama temel sorun bu değil. Bizler, sadece yapmacıklar olan bir ülkede yaşıyoruz. Demokrasinin geliştiği söyleniyor, ancak bunların hepsi yalan, hepsi taklit. Bizim anayasamız, öyle ya da böyle, kötü değil, amaçları arasına demokrasi de eklenmiş, fakat hiçbir şeyde dikkate alınmıyor. Onunla alay ediliyor, ayaklar altına alınmış. Bizim anayasamızda her türlü anayasal ilke ihlal edilmiş. Bizde güçler ayrılığı yok, bizde yargı yok, bizde seçimler yok, biz federasyon falan değiliz. Federasyonun bir biriminde yönetimin federasyon merkezinden atandığı böyle bir federasyon nerede görülmüş? Obama’nın Alaska valisini atadığını düşünebilir misiniz? Beş dakika bile ABD’nin başkanı görevinde kalamaz. Bizde ise böyle yapılıyor. Federasyondaki birçok bölgenin yöneticisi resmen haydut. Örneğin Başkurdistan’daki cumhurbaşkanı, istifa etmeye hazırlanan… İşte Kalmıkya, işte Ramazan Kadırov’lu Çeçenistan, resmen haydut, kolları dirseklerine kadar kan içinde, o bir katil. Kalmık resmen hırsız. Moskova onları sineye çekiyor ve gözlerini kapatıyor, koruyor, çünkü onlar için böylelerinin olması daha iyi. Bu korkunç. Bu uzun hikâye, bunları konuşmak için program yetmez, dizi gerekir. Şimdi ben Rusya’nın bölgeleri için konuşuyorum. Orta Asya’ya dokunmadım bile, orada hepten… Kırgızistan daha hiçbir şey değil, birkaç ihtilal birbiri ardına. Türkmenistan’a baksak, orada uzun yıllar boyunca, altın heykeli bile bulunan Türkmenbaşı vardı. Tasavvur etmek bile imkânsız. Bu resmen ortaçağ barbarlığı. Onların başında bulunan, yaşayan bir insanın altın heykeli bulunuyor.
NSK: Türkiye ve Türk halkına söylemek istedikleriniz var mı?
Türkiye’ye, Türklere diyecek bir şeyim yok. Ben eminim ki 21. yüzyıl içinde, yakında değil, çünkü bu uzun ve zor bir iş, çok ciddî ve global değişiklikler meydana gelecek. Siz de çok iyi görüyorsunuz, Türkiye’de az mı sorun var? Bence İslam Dünyası en zor problemlerden birisi, kendisi için de, herkes için de.
Terörizm zaten başlı başına bir problem, Müslüman terörizmi daha da özel. Çünkü o en ciddî, en kitlesel terörizm eylemlerini gerçekleştiriyor. Onlar İslam Dünyasından çıkıyor. İşte ekranda sarıklı adamlar görüyoruz, diyorlar ki İslam çok adil, insanı seven, insancıl bir din. Anlatıyor, inançlı bir Müslüman, bayramda koyunu kestikten sonra koyunun hangi parçasını fakirlere vermek gerektiğini, bunun mecburî olduğunu söylüyor. O da bunu yapıyor. Her şey iyi. Ben, televizyon ekranından bana hitap eden adama inanıyorum. Ancak neden o bana hitap ediyor. O bu sözlerle büyük bir Müslüman şehrinin büyük bir sokağında hitap etmesi gerekirdi. Terörist saldırısının başarılı bir şekilde gerçekleşmesinin hemen ardından… Örneğin 11 Eylül 2001’de. Orada bayram, insanlar alkışlıyor, çığlıklar atarak havaya ateş ediyorlar, birbirlerini tebrik ediyorlar. Niçin bu İslam bilgini bana konuşuyor? O bu sokağa gitmeli ve demeli ki “siz Allah’a değil şeytana hizmet ediyorsunuz, başkalarını öldürmek iyi bir şey değil”. Çok iyi anlıyorum, büyük devletler, (SSCB) Rusya ve ABD’nin kendileri uluslararası terörizmi eğittiler.
Eğer ABD’nin Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı haklı desteği olmasaydı Bin Ladin de olmayacaktı. Biz Sovyetler Birliği olarak da Ortadoğu’da Filistin terörünü eğittik. Papa’ya ateş eden aptal Ağca, kendi aklıyla ateş etmedi. Ona Bulgaristan vasıtasıyla Sovyetler Birliği ve Tanrı bilir daha kimler yardım etti. Bu zor bir durum. İnsanlığın ikiyüzlülüğü ve bilimdeki sahtekârlık. Siyasette doğruluktan bahsetmek alçaklıktır.
Türkiye’de kendi problemlerinizi biliyorsunuz, sizler yavaş yavaş da olsa Avrupa Birliği üyesi olmaya yaklaşıyorsunuz. Benim gözümde Türkiye’de iyiye yönelik çok önemli değişiklikler meydana geliyor. Bu emekle sağlanıyor. Çok iyi anlıyorum, Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlaşması sadece Türkleri değil, terör dışında başka bir yol görmemeyi kendilerine hak sayan Kürt politikacıları da zorlaştıracak. Bunlar basit değil. Geleceğimizin dünyanın bütünleşmesinde yattığını düşünüyorum ve bu bütünleşme bizim siyasî liderlerimizin söylediği gibi sadece ekonomik bütünleşme değil, manevî bütünleşmedir; hukukî deyin isterseniz. Bizim siyasî yöntemlerimiz, bizim siyasî yönetimlerimiz ve bizim kanunlarımız aniden eskidiler. Bize başkaları gerekiyor.
* Sergey Kovalyov röportajını 14.07.2010 tarihinde Moskova’da S. Kovalyov’un evinde, Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli için yapmıştık. Röportajın bazı bölümleri belgeselimiz içerisinde de kullanılmıştı. Röportajı Rusçadan tercüme eden Timur Berk’e teşekkür ederim (NSK)
[1] https://www.nybooks.com/articles/2000/02/10/putins-war/
[2] 1990’dan beri milletvekili olan ve Liberal Rusya partisi başkan yardımcısı ve Yeltsin’e karşı yapılan darbe teşebbüsüne, daha sonra da Çeçenistan savaşına karşı çıkanlardan biri olan S. Yuşenkov ve öldürülmesiyle ilgili daha geniş bilgi için bkz.
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/2958997.stm;
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/2957823.stm
[3] http://2006.novayagazeta.ru/nomer/2006/82n/n82n-s05.shtml
[4] Eski bir KGB ve FSB albayı olan M. Trepaşkin Kovalyov’un davetiyle hem Moskova’daki apartman bombalarını soruşturma komisyonu üyesi hem de apartmanlarda ölenlerin yakınlarının avukatı iken tutuklandı ve devlet sırlarını ifşa etmekle suçlanıp 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Serbest kaldıktan sonra da avukatlık ve insan hakları savunuculuğu yapmayı, Putin rejimi mağdurlarını savunmayı sürdürmektedir. Daha fazla bilgi için bkz. https://everipedia.org/wiki/lang_en/Mikhail_Trepashkin/; https://www.amnesty.org/download/Documents/76000/eur460122006en.pdf
[5] S. Kovalyov hakkında daha fazla bilgi için bkz. http://www.europarl.europa.eu/document/activities/cont/201003/20100319ATT70984/20100319ATT70984EN.pdf; http://russianpeaceanddemocracy.com/sergei-kovalev-2008¸
[6] Burada yanlış hatırlama söz konusu. Kırımoğlu’nun, belgeselimizde de anlattığı gibi aslında alelacele sarkıtılan bir ipten inmeye çalışıyor. (NSK)
[7] Sovyetler Birliği döneminde Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet hegemonyasına terk edilmesinden bahsediyor.
[/ihc-hide-content]
Emel KIRIM VAKFI