UKRAYNA’NIN FARKLI TONLARI

UKRAYNA’NIN FARKLI TONLARI

 

Lilya TANATAR

Ukrayna doğusuyla batısıyla, hatta Kırım’ı da sayacak olursak, ne kadar renkli ve farklılık gösteren bir ülkedir. Ne yazık ki Ukrayna’nın kara (materikovaya) kısmını bir gezgin ve turist olarak değil de, vatanım olan Kırım’ın ruslarca işgalini kabul etmeyip Ukrayna’nın kara tarafını benimseyen biri olarak keşfettim. Farklı dönemlerde Ukrayna’nın doğu bölgelerine birkaç kez gitmişliğim var, iki kere Herson’da kaldım. İşte o zaman gözüme çarpan bazı özellikler oldu. Herson’u sevdim, büyük, sessiz ve çok yeşil. Şehrin ortasında yer alan Dnipro nehri şehre ayrı bir güzellik katıyor. Görkemli tarihî binalar, biraz bakıma ihtiyaç duyan ve hâlâ SSCB havasını taşıyan şirin bir yerdi.

2014 senesinde vatanım olan Kırım Rusya tarafından işgale uğrayınca bütün bürokratik işlerimi Ukrayna’nın kara tarafında halletmeye mecbur kaldım. 2016’da soydaşlarımın yoğun olarak yaşadıkları Herson bölgesine bağlı Novooleksiivka kasabasında kaldık. Burası işte o meşhur Herson karpuzlarının yetiştiği yerlerden biridir. Çok bereketli toprakları olan o bölge buğday, karpuz, meyve ve sebzesiyle meşhurdur. Sağa ve sola baktığınızda uçsuz bucaksız tarlaları görebilirsiniz. İnsanları çok çalışkan, güler yüzlü ve misafirperverdir (bazı Ruslaşmış bürokratları saymazsak). Kırım sokaklarında sık rastladığımız o frapan, bol makyajlı kadınları burada göremezdiniz. Tam tersi, ya hiç ya da çok az makyaj kullanan, sade, temiz, abartısız giyimli kadınlar, maddî durumları iyi olmasa da üst başları tertemiz olan yaşlılar… Burada insanlar küçük mütevazı evciklerini kireçle bile olsa muhakkak boyarlar. Rusça konuşulan, ama her yerde Ukrayna bayraklarını, renklerini ve sembollerini görebileceğiniz bir yerdir Herson bölgesi. Sokakta rastladığımız insanlar rus işgalini kınıyordu, Rusça konuşmalarına rağmen, o insanlar Ukrayna milliyetçileri ve vatanseverleriydi. Toplu taşımada bile birbiriyle saygılı konuşan, yaşlılara yer veren, yabancılara hoş gözle bakan ve yardım etmeye hazır olan güzel insanlar. Kırım’daki toplu taşımaları hatırlamak bile istemiyorum. Hep bağıran, dirsek atan, yanındakine tahammülü olmayan, sert bakışlar atan ve kendilerine “yerli” diyen, ama çoğu 1944 Kırım Tatar sürgünü sonrası Rusya’nın çeşitli ücra yerlerinden Kırım’a getirilen ve atalarımızın evlerine doldurulan kalitesiz, cahil insanların çocukları ve torunlarıydı yüz yüze geldiklerimiz. Böyle bir tablodan sonra Ukrayna’nın kara tarafı bize cennet gibi geldi. Her şey mi pürüzsüzdü, tabiî ki hayır. Yabancılar Şubesinde gördüğümüz ve yaşadığımız çirkin olaylar ayrı bir konu.

Yabancılar Şubesinde karşımıza çıkan bürokratların çoğu Ukrayna bayrağı altında, ama ruslara çalışan vatan hainleriydi. O zaman biz bu durumdan habersiz hak arıyorduk. Bu ne zaman ortaya çıktı, işte Şubat’ın 2022’sinde Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı topyekûn savaşın başlamasıyla. Ama dediğim gibi, sokakta karşımıza çıkan her milletten insanlar Ukrayna’yı seven insanlardı, bıraktıkları izlenim o yönde. Daha önce bahsettiğim Novooleksiivka’da tanıştığım küçük ve orta ölçekli işletmesi olan Halil Kurtamet, hiçbir suç işlemediği halde şu anda rus işgalcilerin ellerinde bir hücrede tutuluyor, sürekli şiddet ve işkencelere maruz kalıyor. Ne yazık ki Halil’in 23 yaşındaki oğlu Appaz da babasıyla aynı acı kaderi paylaşıyor, tamamen suçsuz olan bu genç üç seneyi aşkın bir zamandır rus hapishanelerinde esir olarak tutuluyor. Rus ordusu Herson’u ele geçirmeye başladığında birçok kişi evini barkını bırakıp yollara düşmüştü. Bu yüzden Ukrayna’nın batı tarafına doğudan yoğun bir göç dalgası başlamıştı.

Neyse, dönelim gene 2016 senesine. Doğu Ukrayna’dan batı tarafına tren yolculuğu yaparken çok ilginç değişiklikler gözüme çarptı. Tren penceresinden sanki farklı bir film izlemeye başladım. Batıya yaklaştıkça görsellik de değişiyordu. Sanki ekonomik olarak sınıf atlamış bir bölgeyi görüyorduk artık. Hububat, en çok da buğday, karabuğday, mısır, ayçiçeği tarlaları birbirini izliyordu. Tarlalar kusursuzdu, saman yığınlarını o kadar güzel bir şekilde simetrik dizmişler ki, sanki ünlü bir ressamın tablosundan çıkmış gibilerdi, köy ve kasabalar biblo gibiydi. Mevsim sonbahardı ve her gördüğümüz bahçede rengârenk çiçekler açmış, elma ağaçları elma dolu. Kısacası çok bakımlı ve bereketli yerler. Evler ve evlerin önündeki bahçeleri de çok bakımlı, hepsi biblo gibi duruyor. Bölge insanları sadece evlerine değil, kendi üst başlarına da çok özen gösteriyor, köy ve kasabalar dâhil, hiçbir bakımsız yaşlıya rastlamadık dersem yeridir. Yaşlı dedeciklerin üzerinde temiz gömlekler, ütülenmiş pantolonlar ve parlatılmış ayakkabılar, pazarda kendi bahçelerinden toplayıp meyve, sebze veya süt satan yaşlı kadınların da üstleri tertemizdi. Başörtüleri temizdi, önlükleri pırıl pırıldı. Açıkçası şaşakaldım, hayran kaldım. Bir gözlemimi daha eklemek istiyorum yeri gelmişken. Batı tarafındaki insanlar doğu tarafındakilere kıyasla daha dindardı. Batıya yaklaştıkça küçük ve büyük çok sayıda kilise gözümüze çarptı. Zaten doğu tarafında SSCB’nin, batı tarafında Avrupa’nın etkisi daha baskın görünüyordu.

Tren Lviv’e geldiğinde, daha tren istasyonuna ayağımı basar basmaz, kendimi tam bir Avrupa ülkesinde hissettim. Her şey çok farklı ve moderndi. Göz alıcı tarihî anıtlar, katedraller, mimarîsiyle, şirin kafe ve restoranlarıyla, sakin, huzurlu çok güzel bir şehir. Dediğim gibi, herhangi bir Avrupa ülkesinden bir farkı yoktu. O yıllarda Ukraynaca pek kullanmadığım için, içimde bir tereddüt vardı, Rusça konuşursam acaba çok mu terslenirim diye. Gene de temel birkaç Ukraynaca kelime ezberledim ve serpiştirerek onları kullanıyordum. Ancak ağzımı açar açmaz yerli olmadığım belli oluyordu doğal olarak ve orta yaşlı veya yaşça büyük olan insanlar benimle direkt Rusça konuşmaya başlıyordu. Durumu şöyle izah edeyim; genç nesil sadece Ukraynaca ve yabancı, Avrupa dillerini kullanıyordu. SSCB geçmişi olanlar ise, sık olmasa da, Rusçayı da kullanıyordu, dil konusunda hiçbir diskriminasyon yaşamamıştım o yıllarda. Üstelik ben Kırım Tatarıyım deyince daha da dostça bir reaksiyon görüyordum.

Şubat 2022’de başlayan bu kanlı ve acımasız savaş bu güzelim ülkeyi mahvetti. Büyük göçlere yol açtı. Savaş başlar başlamaz çoğu kadın çocuklarını kurtarma adına sınırları geçip Avrupa ülkelerine sığınmaya çalıştılar. Parası olan daha iyi şartlarda, olmayan ise mülteci kamplarında ve çok zor şartlarda kalıyordu. Onların bir kısmı bu dayanılmaz şartları daha fazla kaldıramadan, bir süre sonra geri dönmüştü, tabiî evleri zarar görmeyenler için bu geçerli. Bazen ise savaş mağduru olmaksızın, savaşın hiç uğramadığı bölgelerden Avrupa’ya geçip yardım programlarından faydalananlar da oldu maalesef. Aslında bu savaş insanların farklı yüzlerini sergilemiş oldu, bir taraftan gerçek vatansever mağdurlar, diğer taraftan ise savaşı fırsatçılığa çevirenler. O da onların vicdanına kalsın!

Doğu tarafında evlerini kaybeden birçok kişi ülkelerini terk etmeden sadece daha güvenli bölgelere taşınıp hayatlarını devam ettirdiler. Yani Ukrayna’da Doğu nüfusu büyük ölçüde Batı Ukrayna’ya geçmiş oldu. Bu da ister istemez dil sorununu ön plana çıkarmış oldu. En çok sürtüşme bu yüzden yaşanıyor. Doğal olarak Rusya’nın saldırganlığı rus dilini düşman dili olarak yapıyor ve bu kadar can veren ve sürekli bombalar altında kalan Ukraynalılar bu konuda net bir tavır koyuyor. Birçok kişi ana dili Rusça olsa da tepkisel olarak Ukraynacayı kullanmayı tercih ediyor, bilmeyenler de öğrenmeye ve geliştirmeye çabalıyor. Yaşlılar zorlansalar da, sanırım baskı yapmadan bu süreci sağlıklı bir şekilde yürütmek gerekir. Büyük göçler büyük demografik krizlere de yol açıyor ve bu da birçok yeni sorunu ortaya çıkarıyor. Savaş bittiğinde kaç kişi geri döner, onların arasında ne kadar genç bulunur? Şimdilik parlak bir tablo görünmüyor. Savaş devam ederken büyük sorunlarla karşı karşıya kalan Ukrayna, savaş bittiğinde de sanırım başka ciddî sorunlarla karşı karşıya kalacak. Ukrayna halkının savaş ortamında sergilediği cesaret, dayanışma, fedakârlık, çalışkanlık ve sıkı duruş umut ediyorum ki barış zamanında da devam eder. Bu güzel ülkenin güzel insanları en iyisini hak ediyor. Savaş bittiğinde öyle bir ülke olsun ki Ukrayna tam bir Avrupa’nın incisi, demokrasinin güzel bir örneği, gıptayla izlenecek, imrenilecek bir ülke olsun. Ve tabiî ki canım vatanım Kırım Ukrayna’nın bir parçası olarak bu güzelliğe güzellik katsın!

EMEL 293

 

TAVSİYELER

TARİHÇİ BÜŞRA KAYAR KIRIM HANLIĞINDA SUÇ VE CEZA HAKKINDA

Kırım tarihçisi Doktorant Büşra Kayar, Kırım Hanlığı’ndaki suç ve ceza sistemini Kırım Haber Ajansına (QHA) …