Varşova Askerî Antlaşması ve Romanya

VARŞOVA ASKERİ ANTLAŞMASI VE ROMANYA

Müstecip ÜLKÜSAL


Varşova Askerî Antlaşması, Sovyetler Birliği ve peykleri arasında, NATO Savunma İttifakı’na karşı ve bunu dağıtmak maksadiyle yapılmış bir komünist teşkilatıdır. Romanya, son iki yıl içinde. Komünist dünyasındaki çatlak yüzünden, Moskova’dan bazı küçük tavizler koparmışsa da, yine Kremlin’in baskısından ve oyunlarına alet olmaktan kurtulamıyacaktır. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Buna coğrafî mevkii, ırkî menşeî, siyasî rejimi ve askerî kudreti itibariyle imkan yoktur. Romen Sosyalist Cumhuriyeti idarecileri, Romen milletinin arzusu hilâfına, otoritelerini ve rejimlerini sürdürmek için, Moskova’ya sadakatla bağlı kalmak zorundadırlar. Romanya’nın kaderi, tarihi boyunca işgal, istila ve ıztırap olmuştur. Egemenlik ve barış devirleri kısa sürmüştür.

Varşova Askerî Antlaşmasi’nın «yüksek kademe» deki siyasî danışma komitesi, 4 Temmuz 1966 tarihinde, Bükreş’te toplanmıştır. Antlaşmanın bundan evvelki toplantısı, 1965 yılının Ocak ayında, Polonya’nın merkezinde düzenlenmişti. Yedi komünist memleketin katıldığı bu ittifakın son toplantısına Arnavutluk’tan başka hepsi temsilci göndermiştir. Sovyetler Birliği ile Kızıl Çin arasındaki gerginlikten ve Vietnam savaşının aldığı önemden ötürü bu seferki toplantının ehemmiyetli kararlar alacağı öngörülüyordu. Bilhassa Romanya’nın son yıllarda kendi başına hareket etme, Varşova ve NATO Askerî antlaşmalarının ortadan kaldırılmalarını isteme eğilimleri gibi meseleler üzerinde şiddetli tartışmalar yapılacağı ve ilginç kararlar alınacağı sanılıyor ve sonuç merakla bekleniyordu. Bu toplantıya Sovyetler Birliği adına Brejnev, Kossigin, Gromyko ve Mareşal Malinovski gibi kişilerin katılmaları da bu tahminlerin kuvvetli delilleri sayılıyordu. Bu toplantıdan evvel Brejnev’in Bükreş’e gelerek dört gün kalması ve bu müddet içinde Romen Komünist Partisi birinci sekreteri Çavuşesku ile gizli tartışmalar yapması;

bundan biraz sonra Varşova ittifakına dahil devletlerin savunma bakanlarının Moskova’da toplanması ve bunun peşinden. Haziran 1966 başında, Dışişleri Bakanlarının -alışılmamış şekilde uzun süren- toplantı yapması ve bu arada Doğu Berlin’de Paktın yalnız dört üyesi: Sovyetler Birliği, Polonya, Çekoslovakya ve Doğu Almanya savunma bakanlarının ve yüksek askerî temsilcilerinin toplanması Bükreş toplantısının önemini ve ilginçliğini artıran sebepler olarak düşünülüyordu.

Bükreş toplantısından sonra dışarı sızan pek az haberden, bu meselelerdeki mütahassıs yorumcuların yazdıklarından anlaşıldığına ve yayınlanan bildiriye göre, bu toplantıda iki ana konu üzerinde durulmuş ve tartışılmıştır:

1 — Varşova Askerî Paktının iç düzeninin yeniden gözden geçirilmesi ve savaş potansiyelinin artırılması;

2 — Pakt üyelerinin dünya barışı ve Avrupa birliği hususundaki düşünce tekliflerinin ortaya atılması.

Bu iki konuya geçmeden evvel, söz arasında, Romanya’nın üç komşu ve müttefik devleti ile olan anlaşmazlık konularını açıklamanın yerinde olacağı kanaatindeyim:

Moskova, (Comecon) teşkilatına dahil Romanya’nın bir ziraat memleketi olarak kalmasını ve komünist blokun yiyecek maddelerini sağlamasını ve ihtiyacı olan sınaî mamulleri de kendisinden, Polonya, Çekoslovakya ve Doğu Almanya gibi endüstrisi ileri peyk memleketlerden almasını istemişti. Bunu birkaç yıl tecrübe etmiş olan Romanya, komünist ortaklarına sattığı toprak mahsullerini ucuz vermek, onlardan aldığı mamulleri pahalı almak zorunluğu karşısında büyük zararlara uğramıştı. Bu durum karşısında sözü geçen kararı yerine getirmeyerek millî sanayiini hızla geliştirmeye başlamıştır. Romanya, bu hareketi ile Moskova’ya. karşı ilk çıkışını yapmıştır. Pekin’in Moskova’ya kafa tutması ve meydan okuması, Komünist memleketlerin önderliğini Kremlin’den almaya çalışması Romanya’yı cesaretlendirmiş ve Moskova’nın her emrine boyun eğme zilletinden kurtarmıştır.

Bilindiği gibi, 28 Haziran 1940 ta, Sovyetler Romanya’dan Besarabya’yı ve Kuzey Bukuvina’yı kopartmıştı. Bu iki memlekette üç milyon kadar Romen yaşamaktadır. Moskova bunu göz önünde tutarak, Basarabya’da bir kukla Moldavya Cumhuriyeti kurmuş ise de, buradaki Romenlerin anavatan Romanya’daki Romenlerle olan dil ve kültür birliğini ayırmaya ve bunun için çeşitli hile tatbik etmeye, hatta Romenleri Asya’ya sürmeye girişmiştir. Bükreş Moskova’nın bu tutumunu yalnız tenkid etmekle kalmayarak Moldavya Cumhuriyeti’nin Romanya ile birleşmesini de istemektedir.

Yine 1940 yılında Romanya, Hitlerin zoru karşısında. Güney Dobruca’yı teşkil eden Durostor (Silistre) ve Kalyakra (Pazarcık) vilayetlerini Bulgaristan’a bırakmak, buralarda iskan ettiği 80.000 kadar Romen göçmenim geri çekmek, meydana getirdiği ve milyarlarla ley tutarındaki okul, hükümet, hastane, kilise gibi resmî ve özel göçmen binalarını bir bedel karşılığı Bulgar hükümetine terk etmek zorunda kalmıştı. Bunların bedellerini de alamamıştır. Şimdi Bulgaristan Kuzey Dobruca’yı teşkil eden Köstence ve Tulça vilayetlerini de istemektedir. Bu iki vilayette Rus ve Bulgar halkları azınlıkta, Romenlerle Türkler çoğunlukta iseler de, Moskova Sofya’nın bu dileğini, haksız olmasına rağmen, destekler görünmektedir. Bu dilek ve durum Romanya’yı zor vaziyete soktuktan başka Ruslara ve Bulgarlara karşı güvensizlik içine de itmiştir. Romanya’nın Batılılara ve Türkiye’ye yaklaşmak ve bunlardan manevî ve siyasî destek sağlamak kaygısına düşmüş olmasının asıl sebebi bu olsa gerektir. Romen Komünist Partisi ve hükümeti çevrelerinde gizli cereyan eden bu olaylar, Romen köylerine kadar yayılmış ve bu yüzden Ruslara ve Bulgarlara karşı olan itimatsızlık ve düşmanlık halk tabakaları da açıkça konuşulmaya başlamıştır.

1918 de Romanya’ya koşulan Transilvanya’nın eski halkını Romenler teşkil etmekte ise de bin yıl Macarların otoritesi ve etkisi altında kalmış ve adeta macarlaşmış olan bu memlekette halen iki milyona yakın Macar yaşamaktadır. Bükreş bunlara bugün millî ve medenî kültür muhtariyeti tanımış bulunmaktadır. Transilvanya’da asırlardan beri kökleşmiş bulunan Romen-Macar millî rekabetini komünist rejim söküp atamamış, bilakis bunu gizlice desteklemek zorunda kalmıştır. Bu yüzden Romanya ve Macaristan komünist hükümetleri ve partileri Komünist Blokunu parçalamamak ve kendi varlıklarını tehlikeye düşürmemek için zoraki de olsa dostluk ve dayanışma bağlarını koparmamak çabası içindedirler.

Bu kısa açıklamadan sonra tekrar Varşova toplantısına dönelim:

Varşova Askerî Antlaşmasına dahil üye devletlerin «yüksek kademe» deki siyasî istişarî komitesi, toplantı sonunda, 18 daktilo sahifelik, bir «deklarasyon» yayınlamıştır. Bunda özet olarak şu hususlar belirtilmiştir:

«Milletlerarası münasebetleri normalleştirme lehindeki gelişmeyi baltalayan ve Avrupa memleketlerinin emniyeti için tehlike teşkil eden Amerikan siyaseti Avrupa’nın bölünmesine sebep olmaktadır» diye Amerika Birleşik Devletlerine hücum edilmektedir.

«Amerika Emperyalistlerinin müttefikleri intikamcı Batı Almanya militaristleri» olarak nitelenen Federal Almanya toprağını genişletmek, nükleer silahlara sahip olmak, ordusunun mevcudunu yarım milyona çıkarmak gayesini gütmekle suçlanmakta, bu iki emperyalist devletin Avrupa milletlerinin işbirliğini önledikleri, mevcut Doğu Demokratik Almanya devletini tanımamakla ve bunu tanıyan devletler üzerinde baskı yapmakla Avrupa’da ve dünyada barışın ve huzurun kurulmamasına sebep oldukları iddia edilmektedir.

Avrupa ve dünyadaki gerginliğin azalması için bütün askerî ittifakların fesh edilmesi, NATO Antlaşması fesh edildiği takdirde Varşova Antlaşmasının da fesh edileceği, aksi takdirde bu ittifakın bütün vasıtalarla kuvvetlendirileceği ileri sürülmektedir. Yabancı memleketlerde bulunan askerî üslerin ve birliklerin geri çekilmelerini, başka devletlerin iç işlerine karışılmamasını, Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa işlerinden uzaklaştırılmasını, Federal Almanya’nın nükleer silah edinmemesini, barışın temeli sayılan bugünkü memleket sınırlarının değiştirilme-mesini, Avrupa memleketlerinin bir genel konferansta toplanmasını sağlamak hususunda gerekli tedbirlerin alınması istenilmektedir.

NATO Devletleri tarafından kabulüne imkan bulunmıyan bu tekliflerin bir gösterişten ibaret bulunduğuna kendileri de inanan Varşova Paktı Devletleri «Deklarasyon» larını şu cümle ile tamamlamaktadırlar:

«NATO ittifakının mevcudiyeti ve mütecaviz emperyalist çevrelerin hazırlıkları ve bu yüzden dünya barışının tehdit edildiği göz önünde tutularak Varşova Askerî ittifakının her türlü vasıta ile kuvvetlendirilmesine karar verilmiştir».

Görüldüğü gibi, dünya basınında, Romanya’nın askerî antlaşmaların ve bu meyanda Varşova Paktının ortadan kaldırılması hususunda giriştiği yayınlanan haberlerin aslı olmadığı anlaşılmaktadır. Batı hükümet ve basın çevreleri, Romanya Komünist Partisinin ve hükümetinin Moskova’nın baskısından yavaş yavaş kurtularak Batı Bloku’na katılmaya çalıştığından ve bu gayesine adım adım yaklaştığından bahs etmekte ve buna inanmış görünmektedirler. Moskova’nın çok kurnazca bir propagandasından başka bir şey olmayan bu planlı oyuna kapılan hür dünya kamuoyu ve resmî çevreleri, sonu bir türlü gelmeyen gaflet uykusuna devam ediyorlar.

Romanya, İslav kütleleri ile Macar toplumu arasına sıkışmış Latin kökünden gelen küçük bir millettir. Batı Avrupa ile coğrafî hiç bir bağlantısı yoktur. Tarih içinde, Osmanlı Türklerinden başka, birçok kez İslavların ve bilhassa Rusların istila ve işgalleri altında ezilmiş bir memlekettir. Romenler bugünkü varlıklarını ne kadar Osmanlı Türklerinin himayesine borçlu iseler, İslav – Rus istilasından ve te’sirinden gelen ve gelecek olan tehlikeye karşı da o kadar tedirgindirler. Bu yüzden hepsi İslav olan Rus – Bulgar – Çekoslovak – Yugoslav – Leh mengenesi arasında kalmış bahtsız bir demir parçası gibidirler. Ezilmemek ve yok olmamak için kuvvetinin yetişmeyeceği ve kendilerini mahvolmaktan kurtaramıyacağı tehlikeli işlere atılmaktan korkmakta ve çekinmektedirler. Romanya Komünist Partisinin Yugoslavya Komünist Partisi gibi bir yol seçeceğini ve bunu başaracağını sananlar, Romanya’nın coğrafî durumunun ve ırkî ayrılığının husule getirdiği farklı şartları dikkatli görüşlerinden kaçırmaktadırlar. Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nde yaşayanların büyük çoğunluğu İslavdır. Bunların kalplerinde İslavcılık aşkı ve İslav birliği ideali asırlardan beri yaşamaktadır. Bu bakımdan Romanya’nın durumu tamamen başkadır. Romenlerin Rusya’ya karşı baş kaldırmaları, komünist rejimden silkinme hareketine teşebbüs etmeleri Kızıl Ordunun şiddetli tepkisi, ezici ve kahr edici istilası ve silindiri ile sonuçlanacaktır. Bugünkü Romen komünist idarecileri bunu hem bu bakımdan istemezler, hem de kendi başlarının kesilmesinden ve mevkilerinin elden gitmesinden korkarak istemezler. 1956 Macar ihtilali Romenler için unutulmıyacak çok acı bir ders olmuştur.

Romen Komünist Partisi birinci sekreteri Çavuşesku’nun 7 Mayıs 1966 tarihindeki  «Haklarda tam eşitlik, millî menfaatlere ve istiklale tam saygı» tezi içerdeki halk arasında morali yükseltmekte faideli olmuş ise de, Sovyetlerle Romanya arasındaki münasebetlerde ve Romanya’nın dış siyasetinde köklü hiç bir değişiklik yaratmış değildir. Romen K. P. birinci sekreterinin bu tezi esasen yeni bir şey de sayılamaz. Bu prensip, taa 1960 yılının Aralık ayında Moskova’da 12 komünist partisinin toplantısında alınmış bir kararla kabul edilmiştir. Romen birim sekreterinin yeni olarak ileri sürdüğü tek şey, Comintern’in iki dünya savaşı arasında Romen Komünist Partisine zorla kabul ettirdiği ve diktatör Staline atf edilen birkaç haksızlığı ifşa ederek yakınmış bulunmasıdır.

Birinci sekreter Çavuşesku’nun askerî antlaşmaların teshini istemiş olmasını , Romanya’nın istiklaline doğru ve Moskova’ya karşı cesurca atılmış bir adım saymak yanlıştır ve aldatıcıdır. Çavuşesku’nun bu tezi aslında Moskova’nın 18 mayıs 1966 tarihinde Alman Federal hükümetine verdiği, bütün askerî antlaşmaların teshini ve yabancı ülkelerdeki üslerle birliklerin geri alınmasını isteyen nota muhteviyatının tekrarından başka bir şey değildir. Daha da ileriye giderek, Sovyetlerin 1955 Mayısında düzenledikleri Varşova Askerî Antlaşması ile NATO teşkilatını dağıtmak kasdini güttüklerini, bunu bir pazarlık oyunu olarak tertiplediklerini söylemek bir gerçeği ifade etmek olur. 1959 Eylülünün 18 ve 19. günlerinde Hruşçov’un Birleşmiş Milletler Teşkilatının genel kurul toplantısında üslerin ve birliklerin yabancı topraklardan geri çekilmelerini istemiş elmasım da hatırlatmak ve böylece Çavuşesku’nun Moskova’nın dileklerini tekrarlamak vazifesini yüklendiğine işaret etmek yerinde olur.

Son bir iki yıl içinde Sovyetler Birliği başta olmak üzere, bütün peyklerin Batılı devletlerle, bilhassa Amerika’ya ve NATO’ya karşı cephe almış olan Fransa ile, Brejnev’in dediği gibi «önemli ve büyük menfaatler sebebiyle» dostluk münasebetleri kurmak istemeleri, Romanya’nın Moskova’dan ayrılma işareti sayılmamalı, bilakis bunun ve diğer peyklerin ve Sovyetler Birliği’nin Batılıların hem birliğini parçalama, hem de onların türlü zenginliklerinden yararlanma oyunları telakki edilmelidir. Bunun başka bir yüzü ve anlamı da şudur: Moskova 1958 -1962 NATO devletlerini şantaj ve tehditlerle sindirme stratejisine baş vurmuş, onları, askerî muvazenenin ve bilhassa atom silahlarının komünistler lehine değiştiğine ve Amerika’nın taahhütlerini yerine getirmek kuvvet ve cesaretini yitirdiğine inandırmak istemişti. Fakat Amerika’nın Küba hadisesindeki sert ve kesin tutumu Moskova’yı geriletmiş, şantaj stratejisini aldatma ve parçalama stratejisine çevirme yoluna sokmuştur. Şimdi Moskova, kendisinin ve peyklerinin Avrupa için tehlikeli olmadıklarını, bilakis O’nun barış ve huzurunu istediklerini ve bu yolda çareler aradıklarını ve böylece Amerika’nın Avrupa’da asker bulundurmasının ve işlere karışmasının gereksiz olduğunu isbat etmeye ve Avrupalılarda sahte bir kanaat uyandırmaya çalışmaktadırlar. Bu sebeple şantaj ve tehditlerini durdurmuş ve Batılılarla dostluk münasebetleri kurmak stratejisini uygulamaya girişmişlerdir. Kızıl Çin’deki taşkın hareketler, Rusya’ya ve peyklerine «Sarı tehlike» masalını yeniden ortaya atma fırsatı vermiştir. Bu masaldan güdülen hedefin, hür dünyayı, başka bir yoldan tehdit ederek, yine kendi çıkarlarına gaflete düşürmek olduğu tahmin edilebilinir.

Varşova toplantısının yayınladığı «deklarasyon» un ruhundan da anlaşıldığı gibi komünistler, hür dünyayı çeşitli yalan ve hile ile gaflete düşürerek komünizmi bütün dünyaya hakim kılmak çabasındadırlar. Moskova, bugün Romanya’ya yaptırdığı rolü yarın başka bir peyk memlekete yaptıracak, değişen şartlara göre taktik ve strateji uygulayacak ve emperyalist gayesinden asla vazgeçmeyecektir.

Komünist ve hürriyet dünyaları arasındaki soğuk savaş, bütün taktik ve stratejik planlariyle, devam etmektedir. Bir gün kızgın savaşa girmesi muhtemel olan hür dünyanın çok uyanık, tedbirli ve hazırlıklı olması şarttır. Komünistlerin oyunlarına gelmeyerek gaflete düşmemeleri elzemdir.

[/ihc-hide-content]

 

Emel 36 , Eylül – Ekim 1966 – Sf.1

 

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …