Karatay: Gaspıralı’nın izinde yürüyen gazetecilere ihtiyacımız var

Kırım Tatar Milli Meclisi Türkiye Temsilcisi, Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, İsmail Bey Gaspıralı’nın Tercüman Gazetesi ve Kırım Tatarlarının en uzun süreli yayın organı Emel Dergisi’nin Kırım Tatar millî hareketi için önemini Kırım Haber Ajansına değerlendirdi.

 

Fikirleri ve eserleri ile Türk dünyası ve Kırım’ın düşünce hayatında önemli bir yeri olan İsmail Bey Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinin ilk nüshasını çıkardığı gün olan 10 Nisan tarihi Kırım Tatar Gazetecilik Günü olarak kabul ediliyor. Kırım Tatar Milli Meclisi Türkiye Temsilcisi, Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, bu önemli günün yıldönümünde, İsmail Bey Gaspıralı’nın Tercüman Gazetesi ve Kırım Tatarlarının en uzun süreli yayın organı Emel Dergisi’nin Kırım Tatar milli hareketi için önemini Kırım Haber Ajansına değerlendirdi. Karatay, günümüzde Rus propagandasının etkisi ve Kırım’daki işgal ve savaş şartlarında, “İsmail Gaspıralı zihniyetinde gazetecilere ihtiyacımız olduğunu görüyorum” ifadesini kullandı.

“GASPIRALI İDEALİNDE YÜRÜYEN GAZETECİLERE İHTİYACIMIZ VAR”

Sözlerimin başında İsmail Gaspıralı’yı rahmetle anıyorum. O, bizlere çok büyük miraslar bıraktı. O miraslardan birisi de işte Tercüman gazetesi. Tercüman gazetesini, Kırım’ın işgal yıldönümüne denk getirerek çıkarmak istemişti ve biz de onun Tercüman’ın yayına başladığı günü, 10 Nisan Kırım Tatar Gazetecilik Günü olarak kabul ediyoruz.

Ben de bu vesileyle bütün Kırım Tatar gazetecilerin ve bununla birlikte Türk dünyasındaki İsmail Gaspıralı’nın ideallerine gönül vermiş bütün gazeteci arkadaşlarımızın gününü kutluyorum. İnşallah, İsmail Gaspıralı gibi aynı ideallerde yürüyen Türk dünyasında gazetecilerin sayısı çok çok daha fazla olur.

Maalesef yeterli değil. Hele günümüzde Türk dünyasının içinde bulunduğu duruma baktığımızda, dünyadaki haber akışlarına, haber yorumlarına ve haberlere, tırnak içerisinde söylüyorum, “dış güçlerin” etkilerine baktığımızda; Türk dünyasının ve bizlerin her zamankinden daha fazla İsmail Gaspıralı zihniyetinde gazetecilere ihtiyacımız olduğunu görüyorum.

Hakikaten, Tercüman gazetesini çıkarmakla İsmail Gaspıralı, bize de büyük bir miras bıraktı. Onun devamı olan herkes yayının ne kadar önemli olduğunu, Kırım Tatarlarına öğretti. Mesela 1908’lerde Cafer Seydahmet Kırımer var. Numan Çelebicihan ve arkadaşları İstanbul’da önce Kırım Talebe Cemiyetini, ardından Vatan Cemiyetini kurduktan sonrasında hemen neşriyat çıkarmaya girişmişler. Bu gençler o zamanda, basın yayın faaliyetleri ile milli fikirleri geniş kitlelere duyurmaya çalışmışlar. Bu halkı aydınlatma geleneği ve anlayışı bize İsmail Gaspıralı’dan kalan çok önemli bir miras ve yol gösterici unsur olmuştur.

ZAFER KARATAY, KIRIM TATAR GAZETECİLİK GÜNÜ’NDE GASPIRALI VE TERCÜMAN’I ANLATTI

“RUS İŞGALİNİN İLK DARBESİ, KIRIM TATAR BASININA OLDU”

Günümüze kadar da Kırım birçok baskılara, birçok felaketlere maruz kaldı. Stalin’in zulmünde yüzlerce aydınımız katledildi. 18 Mayıs 1944’te insanlarımız vatan Kırım’dan topyekün sürgün edildi. Kırım Tatarları tam Kırım’a döndük yeniden milli müesseselerimizi canlandıralım, orada medeniyetimizi, kültürümüzü yeniden canlandıralım, milli devletçiliğimizi yeniden ayağa kaldıralım derken, Kırım’da 2014 yılında Rus işgali oldu. Gördüğünüz gibi de Rus işgalinin ilk darbe vurduğu unsurlar, Kırım Tatar basını oldu.

Bugün de Kırım Tatarları, Ukrayna topraklarına karşı yapılan bu topyekün saldırı da, basını ihmal etmemeye, yayını ihmal etmemeye gayret ediyorlar. Bütün bu zor şartlarda işte Kırım Haber Ajansı olsun, Kırım’da, Ukrayna’da yayın yapan ATR olsun, işte Kırım’da yayın yapmaya çalışan Avdet Gazetesi, Kırım Gazetesi ve diğer yayınlarımız olsun ve ne şartlarda olursa olsun ayakta kalmaya, mücadelelerini sürdürmeye çalışıyor. Bu da bize bu İsmail Gaspıralı’dan kalan çok çok kıymetli miraslardan bir tanesi.

EMEL DERGİSİ, KIRIM TATAR MİLLİ TARİHİNİN EN UZUN SÜRELİ YAYIN ORGANI

Emel dergisi, Kırım Tatar tarihinin en uzun süreli yayın organı. Yani o bakımdan Emel’in önemi Kırım Tatar milli mücadelesinde çok çok mühim. Neticede baktığımızda, Emel’in temellerini, Dobruca’da Müstecib Ülküsal ve arkadaşları attılar. Derginin adı için Mehmet Niyazi’ye sorduklarında,  Mehmet Niyazi, “Emel olsun” demiş ve bu şekilde derginin adı konulmuş.

Mehmed Niyazi, Dobruca’da doğmuş. İstanbul’da eğitim görürken Tercüman gazetelerini okumuş. Gaspıralı’yı tanımış. 1898’de okuldan mezun olur olmaz Türkiye’den ilk işi Dobruca’ya gitmek değil, Kırım’a gitmek olmuş. Kırım’da öğretmenlik yapmış ve Tercüman’a hizmet etmiş bir isim. Yani o da Kırım’a giderek, daha sonra Çarlığın baskısıyla Kırım’dan ayrılmak zorunda kalıyor. Sonra bir kere daha tekrar gidiyor ve yine baskılara maruz kalıyor. O yıllarda,1900’lerin başında Tercüman gazetesinin ne kadar kıymetli bir rol oynadığını o yakından görmüş ve kendisi de Dobruca’ya döndükten sonra hemen ilk işi, dergi ve gazete çıkarmak olmuştur. Çeşitli çıkardığı gazeteler ve dergiler var. Ve işte, Birinci Dünya Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği o kaotik ortamlarda ve 1918’de yine İstanbul’da genç arkadaşları ile Kırım Mecmuası’nı çıkarmışlar.

Kırım Mecmuası nedir? Kırım Mecmuası, 1917-1918’deki Kırım Tatar Milli Kurultayı, Kurultay hükumetini, Kırım İstiklal davasının mücadelesini, dönemin Osmanlı Devleti’ne, İstanbul’daki yetkililere duyurmak için öncü rol oynamıştır. Adeta Kırım’daki Kurultay’ın yayın organı olan Millet gazetesinin bir aynası, bir simetrisi gibi. Kırım’daki gelişmeleri, Kırım mecmuasında buradaki insanlarımız duyurmaya çalışmışlar.

Arkasından, Dobruca’da bir dergi çıkarma düşüncesi gelişti. Mehmet Niyazi’nin önerisiyle Emel adıyla Müstecip Ülküsal’lar çıkardılar ki daha sonra Cafer Seydahmet Kırımer’in isteği ile Kırım Türklerinin Milli Muhaceretteki milli yayın organı görevini yaparken, aslında bütün bu oluşumlara ilham veren de hep İsmail Gaspıralı’nın bu Tercüman gazetesi olmuştur. Onun açtığı yolda ilerleyen aydınlarımızın ve vatanseverlerimizin yaptığı iş olmuştur. Mesela, Cafer Seydahmet Kırımer de bunu kendine bir ilke haline getirmiş ve etrafında toplanan herkesi fikirlerini yazmaya teşvik etmiştir.

Onun için Cafer Seydahmet Kırımer’in etrafından toplanan; önceki günlerde vefatını andığımız Sabri Arıkan, İsmail Otar, İbrahim Otar, Ahmet Karakaya, Müstecip Ülküsal, Selim Ortay ve saydığımız bütün büyüklerimizin hepsinin makaleleri, yazıları vardır. Bu Kırım Tatarlarının, İsmail Gaspıralı ile başlattığı çok çok önemli bir gelenektir. Bunun da diasporada, muhaceretteki en önemli ocağı Emel Dergisi olmuştur.

Kazan Tatarlarının yetiştirdiği, Tataristan’ın yetiştirdiği çok büyük alimlerden birisi olan Prof. Dr. Mirkasım Osman, Gaspıralı’yı çok iyi tanımlamıştır. Benim 2001 yılında hazırladığım İsmail Gaspıralı belgeselinde kendisiyle röportaj yapmıştık. O, İsmail Gaspıralı’yı çok güzel özetlemişti. Orada zaten bize İsmail Gaspıralı’nın İdil-Ural bölgesinde, Türkistan bölgesindeki tesirlerini de anlatmıştı.

O, Sovyetler Birliği şartlarında yetişmiş bir tarihçi olmasına rağmen İsmail Gaspıralı’yı çok iyi anlamış, çok özümsemiş birisiydi. O dedi ki, “Tarihte bazı insanlar çok nadir ortaya çıkarlar, seyrek çıkarlar. Bu seyrek çıkan kıymetlerden birisi de İsmail Gaspıralı’dır. İsmail Gaspıralı’nın on parmağında hakikaten kelimenin tam manasıyla on marifet vardır. Gazetecidir, fikir adamıdır, öğretmendir” diyerek onun hakkını teslim etmişti.

Zaten, İsmail Gaspıralı için, “Dilde, fikirde, işte birlik” hedefi sadece slogan değildi. Gaspıralı, bu hedefe nasıl gidileceğini, nasıl bu fikirlerin hayata geçirileceğini de bizzat yaparak, bizzat uygulayarak hepimize Türk dünyasına örnek olmuş bir insandır. Şunu da kaydetmek gerekir ki, İsmail Gaspıralı ve dönemindeki Türk dünyasındaki aydınların, yani İdil Ural’dan Azerbaycan’a, Türkistan’dan diğer bölgelere kadar umum Türk dünyasındaki aydınların milli heyecanı, milli duyguları ve birlik beraberlik anlayışı maalesef, günümüzde bu kadar imkanlara rağmen tam manasıyla yaşanmıyor, yaşatılmıyor.

Maalesef, İsmail Gaspıralı günümüzde “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganı ile daraltılıyor. Onun fikirlerinin ve onunla aynı heyecanı paylaşan İdil-Ural’daki, Azerbaycan’daki, Türkistan’daki aydınların da aynı heyecanı paylaşacak ve yaşayacak ve bu fikirleri hayata geçirecek aydınlarımızın çok çok daha fazla olması gerekiyor.

İşte bu kadar bağımsız Türk cumhuriyeti var. Türkiye’de neredeyse her ilde bir üniversite var. Ama İsmail Gaspıralı adına bir tane üniversitemiz bile yok. Yani bu, Türk dünyasının için utanç verici bir durumdur.

Türk dünyasıyla ilgili her bir faaliyette siyasetçilerin, ağızlarını doldurarak “Dilde, fikirde, işte birlik” diyerek toplantılarda kocaman afişlerle bunları dile getiriyorlar ama İsmail Gaspıralı ve o dönemin aydınlarının, Yusuf Akçura’ların, Ali Merdan Topçubaşı’ların ve diğerlerinin yaptıklarını hayata geçirme noktasında büyük eksiklikler var.

 

İsmail Gaspıralı için en büyük düşman cehalettir. Gaspıralı’nın yani günümüzde işte düşman dış güçler, Rusya, Amerika, işte bilmem ne vesaire filan diyoruz ama baktığımızda, günümüzde Türkiye içinde ve uluslararası siyasette Türk dünyasına baktığımızda aslında en büyük eksikliğin cehaletten kaynaklandığı, bilgisizlikten kaynaklandığını görüyoruz.

İsmail Gaspıralı da bunu çok iyi fark etmiş, bunu çok iyi götürmüş olan birisiydi. Neticede İsmail Gaspıralı bir öğretmen olarak eğitim görmedi. Babası onu Moskova’ya, askeri okula gönderdi.  Askeri okullarda okurken o dönemde Balkanlarda Osmanlı topraklarında Sırp isyanları, diğer isyanlar, Moskova’da Slav milliyetçiliği de çok yükseltmişti. Gördü ki, yani Ruslar, Slavlar ta Avrupa’nın ortasındaki Slav kardeşleri için heyecan duyuyor, onlar için kaygı duyuyor, onları destekleme yapıyor diyor. Ama Türk dünyasına baktığında o meşhur veciz sözlerinde olduğu gibi bir durum var:

Sönmüş kalpleri ne ile yandırmalı? Basireti kesmiş perdeleri ne ile kötermeli (kaldırmalı)? Gaflet sahrasında serilip kalmış koca bir milleti ne ile ayağa turguzmalı (kaldırmalı)?

Gaflet sahrasına serilip yatmış bir halk var yani cehalet içerisinde bir halk var. Ve düşünmüş ki, bu gaflet sahrasına serilip yatan bu insanları nasıl uyandırmalı? demiş ve bunun da bir numaralı yolunun eğitim olduğunu görmüştür. Eğitimle beraber bu fikirleri de daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için neşriyatın olması gerektiğini de öngörmüştür. Yani, aslında onun Usul-ü Cedid mektepleri ile Tercüman birbirini tamamlayan halkı aydınlatmaya, bilgilendirmeye, dünyada neler olup bildiğini, gerçekleri göstermeye ve onların ufuklarını açmaya yönelik bir araçtı. Eğitim de, Tercüman Gazetesi de. Çünkü bu insanlara dünyada neler olduğunu gösterdikten sonra sadece şurada şu oldu, burada bu oldu bir klasik bir habercilik anlayışından ziyade bir öğretici, bir habercilik anlayışı Tercüman’da hakimdi. Aynı şekilde, Usul-ü Cedid okullarını da bu sebeple kurdu. Ve bunda da, gerçekten son derece başarılı oldu.

Yani 1880’lerden 1900’lere geldiğimizde, bütün İdil-Ural bölgesinde ve genel olarak Türkistan’da 5000’den fazla Usul-ü Cedid okulu açılmış ve bu okullardan yetişmiş binlerce aydın var. Ben İsmail Gaspıralı ilgili belgesel yaptım, bunca seneden beri Türk dünyasıyla uğraşıyoruz ve onun için mücadele ediyoruz. Baktığımızda, eğer İsmail Gaspıralı ve o dönemin Usul-ü Cedid mektepleri, o dönemde ona eşlik eden Türk dünyasındaki cedidçilerin mücadeleleri, sonraki yıllarda Bolşeviklerin bu bölgelere tamamen hakim olana kadar bu aydınların çıkardıkları milli neşriyat olmasaydı, İdil-Ural dan Kırım’a, Azerbaycan’dan diğer bölgelere kadar bu milli neşriyat hareketleri olmasaydı, 1917’den sonra, 1920’lerden sonra bu topraklarda hakim olan 1991’e kadar Sovyet sistemi, bu halkların büyük bir çoğunluğunu asimile ederdi.

Eğer bu halklar, Rus asimilasyonuna, Slavlaştırmaya karşı direndiler ise, milli kimliklerini bir ölçüde saklayabildilerse ve Sovyetler Birliği dağılır dağılmaz, “dilde, fikirde, işte birlik” adı altında, belki istenilen seviyede değil ama, bir araya gelip bugün Türk Dünyası, Türk Devletleri Teşkilatı kurulup bu devletler bir araya geliyor ise, bütün bunlar işte o dönemde İsmail Gaspıralı’nın bu Usul-ü Cedid mektepleri ve ona eşlik eden aydınların sayesinde olmuştur. Eğer onlar böyle güçlü bir miras, güçlü bir iz bırakmasalardı. Bu anlayışı bizlere bırakmasalardı, belki günümüzde Türk dünyasının birliğinden bu Türk devletlerinin bir araya gelmesinden daha sıkıntılı problemlerden söz edebilirdik.

QHA: Ben de bu konuda şöyle düşünüyorum. Basın-yayın hakikaten bir milletin hafızası. Gerçekten milli kimlik ve karakteri ortaya koyabilen neşriyat, o kültürel sürekliliği de beraberinde getiriyor. Kırım Haber Ajansı bunlardan birisi, ATR bunlardan birisi Kırım’daki Avdet gazetesi bunlardan birisi. Tabi bunların her biri Kırım’da yasaklı bugün. Bugün, Kırım’da basın yayın faaliyetleri, işgalci Rus yönetiminin kontrolünde. 2014 yılından beri Kırım’da devam eden işgal, Şubat 2022’de başlayan topyekun savaş ile beraber Kırım Tatarlarının üzerindeki baskılar daha da arttı…

Elbette, zaten en büyük darbeyi işgal ve işgal altındaki insanlarımız gördü işte. Kırım Haber Ajansı Kırım’da faaliyet yapamadı, ATR, Kırım’da faaliyet yapamadı. Kırım’daki diğer yayınlarımız işgalci hükumetlerden, işgalcilerden izin almak mecburiyetinde kaldılar. Ya da bu engeli aşmak için işte nüshalarını binin altında çıkardılar. Bazı dergiler gazeteler, diledikleri gibi basın yayın hürriyetini kullanamadılar. Kaldı ki, sosyal medya gazeteciliğinin ne kadar önemli olduğunu, Rusya’nın geçen yıl Ukrayna’ya karşı başlattığı işgal girişimi ve saldırıları ile gördük. İnternetin kesilmemesi, sahada halkın sosyal medya paylaşımları, Rus zulmünün, Rusların saldırılarının ne boyutta olduğunu bize çok iyi gösterdi.

Aynı şekilde, on yıldır Rusya işgali altında olan Kırım’da hakikaten hürriyet diye bir şey yok, demokrasi diye bir şey yok. Yani tamamen her şey işgalcilerin, Rus devletinin kontrolünde. Aslında serbest gazetecilik yapan insanlarımız da hapse atıldı. Aslında baktığınızda bugün Rus esaretinde olan Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcımız Nariman Celal de bir gazeteci. Avdet gazetesinde çalışıyordu, orada yıllarca makaleler yazdı.

Yine Kırım Dayanışmasından Kırım’daki mahkemeleri, tutuklamaları, ev baskınlarını haberleştiren, paylaşımlar yapan arkadaşlarımız içeriye alındı. Tutuklandılar, hapse atıldılar, uzun süreli mahkum edildiler. Hala, bu konuda baskılar devam ediyor. Çok zor şartlarda bu basın yayın faaliyetleri, Kırım’da da yürütülmeye çalışılıyor.

Günümüzde, maalesef Rusya tarafından beslenen basın yayın organlarının, Rusya taraftarlığının da ne kadar büyük boyutlarda olduğunu görüyoruz. Örneğin Rusya tarafından servis edilen bir dezenformasyon haberinin, malum isimler tarafından hızlıca paylaşıldığını, servis edildiğini görüyoruz. Biz arkasından bu haberlerin nasıl bir dezenformasyon olduğunu halka göstermekle uğraşıyoruz. Ama yine de, Rusya’nın milyonlarca dolar verip adamlar tutarak faaliyet yaptığı, desteklediği bir propagandaya karşı, biz Kırım Tatarları sınırlı imkanlarla da olsa kardeşlerimizin, Kırım Haber Ajansı, bağımsız arkadaşlarımızın ve diğer insanlarımızın, Emel Dergisi ve diğer yayın organlarıyla oldukça da iyi mücadele ettiğimizi söyleyebiliriz.

Ondan dolayı bu mücadelede Kırım Tatar Gazetecilik Günü vesilesiyle de şunu da söyleyeyim ki, şu anda en önemli cephelerden birisi sahada devam ediyor. Bir onun kadar da önemli cephe, 2014 işgalinden beri devam eden ama geçen seneki Rusya’nın saldırısıyla çok daha önem kazanan enformasyon cephesidir. Bu cephede büyük bir savaş devam ediyor. Bizler abartmadan, manipüle etmeden gerçekleri, doğruları dünya kamuoyuna aktarmalıyız. Anlatmaya gayret etmeliyiz. Bu konuda zaten, arkadaşlarımız oldukça başarılı çalışmalar yapıyor. Buna da bütün halkımızın, sosyal medya kullanıcılarının aktif destek vermesi, yapılan haberleri, yapılan içerikleri daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaları gerekiyor.

Kimse “ya ben okudum biliyorum” diye düşünmemeli. Bunu kendi sosyal medya hesaplarından daha fazla dağıtarak, paylaşarak diğer insanların da Kırım’da gerçekten neler oluyor, nasıl baskılar yaşanıyor, Rusların propagandaları nelerdir bunları göstermemiz lazım.

Bu, Kırım için olduğu kadar Türkiye için de çok önemli. Maalesef, Rusya’nın işgali, en son ki saldırısı bize şunu gösterdi ki; Türkiye’de Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra sanki Rusya bitmiş, Sovyetler Birliği bitmiş gibi insanlar bir rehavete kapılmışlardı. Ama Rusya’nın beşinci kol faaliyetleri, adam ayarlama, kendisine elverişli elemanlar bulma konusunda ne kadar mahir çalışmalar yaptığı müşahade ettik.

Türkiye’de Putin yandaşlığı, Putinseverlik ve Rusya yandaşlığının, sosyal demokrat, komünist, sosyalist, Türkçü, Turancı, İslamcı, dinci vesaire görünen hatta liberal demokratik görünen kimi şahıslar tarafından servis edildiğini ama bunların hepsinin ortak noktalarının, Russeverlik, Putinseverlik  olduğunu ve bunun geniş halk kitlelerine ne yazık ki etki ettiğini gördük.

Ülkemizde zihinleri bir kanser gibi saran bu köksüz, temelsiz Rus propagandası karşısında, bizim medyamızın, basın yayınımızın son derece önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Bu konuda, dik durmalı, mücadeleden yılmamalı ve bütün halkımızdan bu gazetelerimize, yayınlarımıza, sosyal medya hesaplarına destek vermelidir diye düşünüyorum.

 

 

TAVSİYELER

İSLÂM TOHLU”NUN YL TEZİ:KIRIMLI SÛFÎLER: TARİH ve LİTERATÜR

Kırım Tatarı gencimiz İslâm Tohlu, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel Bilimler Ana Bilim Dalı …

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir