2020 YILINDA TÜRKİYE ÜNİVERSİTELERİNDE KIRIM VE KIRIM TATARLARI HAKKINDA HAZIRLANMIŞ TEZ ÇALIŞMALARI

Yazar:

2020 YILINDA TÜRKİYE ÜNİVERSİTELERİNDE KIRIM VE KIRIM TATARLARI HAKKINDA HAZIRLANMIŞ TEZ ÇALIŞMALARI*

 

Hazırlayan: Özgür KARAHAN

 

İsmail Gaspıralı’nın eserlerinin kavramlar tasnifi ve söz varlığı

Yazar: Sierane KENCALIYEVA
Danışman: Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL
Yer Bilgisi: Sakarya Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Doktora, Türkçe, 2020, 1023 s.

Türk Milleti çok eski devirlerden gelip çok farklı topraklarda yaşayan, zengin kültür ve medeniyete sahip olan millettir. Bu zenginlik; söz hazinesi, kültür birikimi kuvvetli, millet bilincini topluma yansıtabilen şair ve yazarlar aracılığıyla gelecek nesillere aktarılmıştır ve aktarılmaya da devam edecektir. Söz varlığı, en kısa tanımıyla kültürün aynasıdır. Bir toplumun konuştuğu dilin sözcüklerini, deyimlerini, hazır söz kalıplarını, atasözlerini kapsar. Yani söz varlığı incelemeleri bir bakıma toplumların kültürüne dair yapılan araştırmalar olarak adlandırılabilir. Şair ve yazarların söz varlığının, kültürü taşıyıcı en önemli aracılar olduğu düşüncesinden hareketle bu çalışmada, devrinin üslûbu ve diliyle ön plana çıkan, sadece Kırım’da değil bütün Türk dünyasına Türk dil birliğini sağlamaya çalışan İsmail Gaspıralı’nın dil hazinemize yaptığı katkılar incelenmiştir. İsmail Gaspıralı’nın Eserlerinin Kavramlar Tasnifi ve Söz Varlığı adlı tezimiz giriş ve dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, öncelikle Kırım ve Kırım’ın Tarihi, Coğrafyası, Kırım Türkçesi; daha sonra Gaspıralı’nın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgiler verdik. Birinci bölümde Gaspıralı’nın eserlerinin dizininden hareketle tematik bir tasnif gerçekleştirdik. İkinci bölümde Gaspıralı’ya ait olan ve Yavuz Akpınar tarafından özgün şekli korunarak Türkiye Türkçesine çevrilen Roman ve Hikâyeler; Fikrî Eserler; Dil, Edebiyat ve Seyahat Yazıları ve Eğitim yazıları isimli 4 ciltlik kitabı taranarak eserlerde kullandığı kelime grupları tespit ettik ve alfabetik sıralamasına göre dizdik. Üçüncü bölümde Gaspıralı’nın eserlerinde kelimelerin sıklık sayısı / frekansları tespit ettik. Dördüncü bölümde ise, İsmail Gaspıralı’nın kelime kadrosunun dizinini hazırladık. Sonunda faydalanılan kaynak eserleri göstererek bitirdik.

XIX. yüzyıldan XX. yüzyıla Ankara’da göç ve iskân (1856-1918)

Yazar: Yunus PUSTU
Danışman: PROF. DR. EMİNE ERDOĞAN ÖZÜNLÜ
Yer Bilgisi: Hacettepe Üniv. / Sosyal Bilimler Enst. / Tarih Anabilim Dalı
Konu: Tarih
Doktora, Türkçe, 2020, 368 s.

XIX. yüzyıldan günümüze kadar yaşanan siyasî gelişmelerle doğru orantılı olarak dünyanın pek çok farklı yerinde olduğu gibi Anadolu coğrafyasında da demografik açıdan önemli hadiselerin meydana geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Osmanlı Devleti’nde içe dönük göç olgusu XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren baş göstermiş olsa da, asıl yoğunluğun Kırım Harbi’nin (1856) ardından gerçekleştiği bilinmektedir. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi ise göçler konusunda en önemli kırılma noktasıdır. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’nden sonra birçok farklı muhacir grubu, kitleler halinde Anadolu’ya göç etmiştir. Balkan Savaşlarının da meydana gelen göç hadiselerinde önemli bir etkisinin olduğu muhakkaktır. Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra da -Cumhuriyet devrinde- Anadolu coğrafyasına göçlerin devam ettiği oldukça maruftur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren meydana gelen göçler aralıklarla ve çeşitli yoğunluklarla günümüze kadar süregelmiştir. XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayıp günümüze kadar devam eden göç hadiselerinde Anadolu’nun pek çok vilayeti gibi Ankara da önemli bir iskân sahası olmuştur. Bu süreçte Ankara’ya, Kırım ve Kafkaslar’dan Tatar ve Nogaylar; Kafkaslar’dan bunların (Tatar ve Nogay) yanında Karaçay-Malkar, Abaza (Abhaz), Çerkes (Adige) ve Çeçenler; Rumeli’den ise Boşnak ve Arnavutlar’ın yanında Romanya, Kosova, Bulgaristan ve Yunanistan’dan Türkler/Müslümanlar göç etmiştir. Romanya’dan (özellikle de Dobruca’dan) gelen muhacirlerin önemli bir kısmı Kırım kökenli Tatarlardır. Bunun yanında Ankara’ya Rusya’nın Ufa, Kazan ve Kuban vilayetlerinden gelen Tatar ve Nogay muhacirler de iskân olunmuştur. Bu süreçte gelen muhacirler Ankara’da daha çok bugünkü Haymana, Gölbaşı, Polatlı, Balâ, Sincan (Zir), Çubuk, Şereflikoçhisar, Kahramankazan (Murtazaâbâd), Ayaş ve Akyurt kazalarına yerleştirilmiştir. Ankara’nın merkezinde de bir kısım muhacirin iskân edildiği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen mahallerde muhacirler için teşkil edilen yerleşim alanlarının önemli bir kısmı mevcut demografik yapılarını koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yaşam sahalarından bir kısmının nüfusu oldukça azalsa da hâlen Ankara’da 50’ye yakın muhacir yerleşim alanı varlığını korumaktadır. Giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmada göçlere neden olan gelişmelere kısaca değinildikten sonra, Ankara’ya muhacir iskânının sebepleri, Ankara’da iskân olunan muhacir grupları, iskân sırasında karşılaşılan sorunlar, muhacirlere yapılan yardımlar ve sağlanan ayrıcalıklar ile muhacir iskânının Ankara’ya etkileri/katkıları arşiv kayıtlarına ve saha araştırmalarına dayalı olarak ele alınacaktır.

Trakya’ya iskân edilen göçmenler ve bölgenin sosyo-kültürel yapısına etkileri (1923-1960)

Yazar: Ayşegül İnginar KEMALOĞLU
Danışman: Prof. Dr. Recep KARACAKAYA
Yer Bilgisi: İstanbul Medeniyet Üniversitesi / Lisansüstü Eğitim Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı
Konu: Tarih
Doktora, Türkçe, 2020, 474 s.

19. yüzyılda Balkanlarda etnik ve dinî temellere dayalı kurulan ulus devletlerin homojenleşme çabaları, Türk ve Müslüman nüfusa duyulan öfke ve saldırıların her geçen gün artması ile sonuçlanmıştır. Savaşlarda yaşanan kırım ve kıyımların ardından kaybedilen topraklarda oluşturulmaya çalışılan yeni düzenin neden olduğu gelişmeler, Müslümanların göçlerine yol açmıştır. Balkanlarda en büyük nüfus hareketliliği 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve takip eden yıllarda yaşanmıştır. Bu dönemde Edirne Vilayeti, Balkanlarda yaşanan savaş ve göçlerden en fazla etkilenen yerlerin başında gelmiş, göçmenlerin önemli bir kısmı Trakya’ya yerleştirilmiştir. Bu hareketlilik Balkan Savaşları döneminde ve sonrasında da devam etmiştir. 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildiğinde, işgallerle yorgun düşmüş, nüfusunun önemli bir bölümünü savaşlarla ve göçlerle kaybetmiş Trakya’nın, ekonomik ve sosyal açıdan yeniden yapılandırılma süreci başlamıştır. Ekonomi ve güvenliğin insan gücüne dayandığı bu dönemde, yeni kurulan Cumhuriyet’in sınırlarının önemli ve sorunlu kısmını oluşturan Trakya Bölgesi’ne göçmen iskânı, İkinci Dünya Savaşı’na kadar devletin öncelik verdiği politikalar arasında olmuştur. Bu bağlamda 1921-1929 yılları arasında Edirne’ye 51.635, Tekirdağ’a 35.296, Kırklareli’ne 34.524 muhacir yerleştirilmiştir. Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman azınlığın uluslararası antlaşmalar ile koruma altına alınan azınlık haklarının, her geçen gün daha fazla ihlal edilmesi, 1930’lu yıllarda da başta Bulgaristan ve Romanya’dan olmak üzere göçlerin devam etmesine yol açmıştır. Trakya Bölgesi’nin bu dönemde devam eden nüfus sorunu nedeniyle 1934-1938 yılları arasında gelen göçmenlerden 16.456 kişi Edirne’ye, 34.430 kişi Tekirdağ’a ve 24.145 kişi de Kırklareli’ne yerleştirilmiştir. II. Dünya Savaşı’nın ardından kitlesel boyuttaki ilk göç 1950-1951 yıllarında Bulgaristan’dan olmuştur. Yaklaşık 154.000 kişinin göçü ile sonuçlanan bu insanlık dramı, her ne kadar Türkiye’nin iradesi dışında gerçekleşse de uzun yıllar göçmen iskânları ile tecrübe edinmiş idareciler ve geçmişten aktarılan politika ve uygulamalar sayesinde iyi yönetilmiştir. 1950-1960 yılları arasında bir diğer göçmen grubu Yugoslavya’dan gelmiştir. Bulgaristan göçmenlerinin aksine serbest göçmen olarak Türkiye’ye kabul edilen göçmenlerden 61 kişi Edirne’ye, 841 kişi Tekirdağ’a ve 4.498 kişi de Kırklareli’ne yerleşmiştir. Çalışma kapsamında yukarıda özetlediğimiz 1923-1960 yılları arasında Trakya Bölgesi’ne iskân edilen göçmenlerin doğum yerleri, yaşları, meslekleri, yanlarında getirdikleri ziraî aletler ve hayvanlar ile iskân politikaları kapsamında devletin bu kişilere yaptığı yardımlar tespit edilmiştir. Ayrıca iskân edilen bu göçmenlerin Cumhuriyet döneminde Trakya Bölgesi’nin geçirdiği kültürel ve ekonomik dönüşümdeki yeri ve önemi ortaya koyulmuştur.

An Analysis of Russian Strategic Culture and Its Implications to the Annexation of Crimea

/ Rus Stratejik Kültürünün Analizi ve Kırım’ın İlhakına Etkileri

Yazar: Aslı Şevval ABDİK
Danışman: Doç. Dr. Vugar İMANBEYLİ
Yer Bilgisi: Marmara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Siyasal Bilimler; Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, İngilizce, 2020, 133 s.

Kırım, 1783’te II. Katerina tarafından ilhakından 1954’te Ukrayna’ya verilinceye kadar, Rusya’nın bir parçası olmuştur. Transfer gerçekleştiğinde, hem Ukrayna hem de Rusya Sovyetler Birliği’nin bir parçasıydılar. Ancak, Birlik 1991’de dağılınca, Kırım’ın kime ait olması gerektiği konusundaki tartışmalar arttı. Rusya Federasyonu’nun 2014 yılında Kırım’ı yasadışı ilhakına kadar, Kırım Ukrayna’nın bir parçası olarak kaldı. 2014’ten beri, uluslararası baskılara aldırmaksızın, Kırım yarımadası Rusya Federasyonu’na fiilen ait oldu. Bu çalışma Rusya’nın Kırım’ı ilhak etme kararını stratejik kültür kavramı ile analiz etmeyi amaçlamaktadır. İlk olarak, stratejik kültür tezin teorik temeli olarak incelenmiştir ve daha sonra, Rusya’nın stratejik kültürü, onu oluşturan üç kurucu kaynağı(tarih, elitlerin algıları ve rejim) ile birlikte değerlendirilmiştir. Son olarak, Kırım’ın 2014’teki ilhakı, stratejik kültür perspektifinden analiz edilmiştir. Tezin metodolojisi, belirli bir teoriyi(stratejik kültür) belirli bir vakaya(Kırım’ın ilhakı) uygulamaktır. Rus stratejik kültürünün, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etme kararını nasıl etkilediği, bu çalışmanın ana araştırma sorusudur. Çalışmanın önemi, gelişmekte olan bir kavramın devletlerin güvenlik kararlarını analiz etmede yararlı olduğunu gösterme yeteneğinde yatmaktadır. Buradan hareketle, bu çalışmanın ana argümanı, Rusya’nın Kırım’ı ilhak kararının, Rus stratejik kültürünün bir yansıması olduğudur.

67 A 90 Numaralı Kırım Kadıasker Defterine Göre Kırım’da Sosyal ve Ekonomik Hayat (1075-1076/1665)

Yazar: Emine YILDIRIM

Danışman: Prof. Dr. Yücel ÖZTÜRK

Yer Bilgisi: Sakarya Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

Konu: Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 257 s.

Tarih araştırmalarında özellikle sosyal ve yerel tarih çalışmalarında Şer’iyye Sicilleri önemli bir yere sahiptir. Şer’iyye Sicilleri aynı zamanda birinci el kaynak olma özelliği göstermektedir. Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi Kırım Hanlığı’nda da kadılar tarafından mahkeme kayıtları tutulmuştur. Bu yüzden Şer’iyye Sicilleri Kadı Sicilleri olarak da bilinmektedir. Bu kaynaklar ait olduğu toplumun sosyal, kültürel, ekonomik hayatı ve idari yapısı hakkında bilgiler vermektedir. İncelediğimiz 67 A 90 Numaralı, 1075-1076/1665 Tarihli Kırım Kadıasker Defterinin transkrip çalışması yapılarak Kırım’ın o dönemdeki idari, sosyal ve ekonomik yapısı değerlendirilmiştir. İdari yapı içerisinde Kırım coğrafyasında yer alan kaza, kasaba, köy, mahalle ve coğrafi yer isimleri tespit edilerek verilmiştir. Sosyal yapı içerisinde Kırım toplumunda aile hayatı, etnik ve dini unsurlar, kölelik, unvan ve lakaplar gibi konulara yer verilmiştir. Ekonomik yapı içerisinde ise Kırım coğrafyasında tarım, hayvancılık, ticaret, kullanılan para birimleri, ölçü-tartı birimleri, meslek grupları, kullanılan eşyalar çalışmada verilen konular arasında yer almaktadır. Çalışmamız Kırım Hanlığı’nın H.1075-1076/M.1665 yılını kapsamaktadır. 17. yüzyılın ikinci yarısında Kırım Yarımadası’nın idari, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatını anlamak, Kırım tarihine ve kültürüne ışık tutmak temel amaçlar arasındadır.

25 ve 26 numaralı Kırım şer’iyye sicillerine göre II. Hacı Giray Han döneminde sosyal ve ekonomik hayat

Yazar: Aysel ÇELEBİ
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Fırat YAŞA
Yer Bilgisi: Düzce Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Yeniçağ Bilim Dalı
Konu: Tarih
Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 145 s.

Coğrafya ve iklim toplulukların temel geçim kaynaklarından yaşayış tarzlarına ve hatta kültürel kodlarına kadar pek çok unsura etki eder. Birey içinde doğduğu toplumun bir parçasıdır ve ondan izole bir hayat süremez. Kırım toplumu bu perspektiften ele alındığında coğrafyanın ve iklimin yaşantıya etkisi oldukça büyüktür. Bir yarımada görünümünde olan Kırım’da geniş bozkır topraklar insanların hayvancılık yapmasına imkân verir. Ancak, verimli topraklarda tarım küçük çaplı bağ bahçe ekiminden de ileriye gitmemektedir. Bu durumun temelinde yarı göçebe yaşam tarzını 17. yüzyılda dahi Kırım Tatarlarının sürdürmesi vardır. Bu tez, 25 ve 26 Numaralı kadı sicillerinden hareketle Kırım Tatarlarının toplumsal hayatına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Özellikle II. Hacı Giray Han’ın Kırım tahtına geçtiği dokuz aylık süreç (30 Eylül 1683-28 Haziran 1684) incelenmiştir. Kısa süreli iktidar değişikliğinin olumlu ve olumsuz etkilerinin sosyal ve ekonomik hayata ne derece etki ettiğini anlamak çalışmanın temel problemini oluşturmaktadır. Bu bağlamda tezin birinci bölümünde çalışmanın iskeletini oluşturan birincil ve ikincil kaynaklar değerlendirilmiş, literâtürde ne tür bir boşluğu dolduracağı ve hangi sorunlara cevaplar aranacağı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü, Kırım’ın idari yapılanması, han ve yönetici güçler, adalet ve asayiş mekanizmasına odaklanmaktadır. İncelenen iki defterde bulunan kazalar, mahalleler, köyler tespit edilmiştir. Üçüncü bölüm ise toplumsal yaşantının en mühim unsuru olan insana odaklanmaktadır. Kırım toplumunu oluşturan nüfusun etnik yapısı incelenmiş, Kırım Tatarlarının aile yapısı, maddi kültür varlıkları, ev tipolojileri, insanlar arası ilişkiler mahkemeye intikal eden olaylar kapsamında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son bölüm ise Kırım ekonomisine ayrılmıştır. Hayvancılık, tarım, ticaret ve kölelik ele alınmıştır. Temel besin maddelerinin fiyatlarının 9 aylık süreç içerisindeki sürekli değişiminin altında yatan etmenlerin neler olduğu tespit edilen kayıtlar göz önüne alınarak değerlendirilmiştir.

 

Minority rights in Ukraine before and after the illegal annexation of Crimea by the Russian federation in 2014: The case of Crimean Tatars / Kırım’ın 2014’te Rusya Federasyonu tarafından yasa dışı ilhakı öncesi ve sonrasında Ukrayna’da azınlık hakları: Kırım Tatarları örneği

Yazar: Yeliz ÖZ
Danışman: Prof. Dr. Ayşegül AYDINGÜN
Yer Bilgisi: Orta Doğu Teknik Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Avrasya Çalışmaları Anabilim Dalı
Konu: Siyasal Bilimler; Sosyoloji; Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, İngilizce, 2020, 167 s.

Bu tez, Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından yasa dışı ilhakının Ukrayna’nın azınlık hakları politikaları üzerindeki etkisini, Kırım’ın yerli halklarından biri olan Kırım Tatarları örneğinde inceleyerek analiz etmektedir. Ukrayna’da 2013’te yaşanan AvroMeydan olayları, 2014’te Kırım’ın ilhak edilmesi ve Donbas’ta hala devam etmekte olan çatışmalar, azınlık hakları politikaları dahil olmak üzere ülke siyasetinde önemli değişiklere neden olmuştur. Bu süreç boyunca, ülkede güvenlik temelli bakış açışı yalnızca askeri alanda değil, aynı zamanda ulusal kimlikle ilgili olarak toplumsal alanda da benimsenmiştir. Ukrayna’nın ortak bir ulusal kimliği ve ülkenin toprak bütünlüğünü korumak için attığı adımlar, Ukrayna hükümeti ile Ukrayna’nın ulusal azınlıkları arasındaki ilişkiyi de etkilemiştir. Bu tezde, 2014 sonrası artan ulusal güvenlik kaygılarının Ukrayna’da azınlık hakları politikalarının güvenlikleştirilmesine yol açtığı ancak ülkedeki genel azınlık söylemlerinden farklı olarak Kırım Tatarlarına ilişkin devlet söyleminin Ukrayna devleti ile Kırım Tatarları arasındaki değişen ilişkiler sonucunda güvenliksizleştirildiği savunulmaktadır. Ayrıca, Kırım Tatarlarının, Kırım’ın ilhakı sonrasında Ukrayna’nın yerli halkı olarak tanınmasının, Ukrayna ile Kırım Tatarları arasındaki ilişkinin güvenliksizleştirilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı iddia edilmektedir.

Kırım Tatar aydınlarından Dr. Edige M. Kırımal (1911-1980): Hayatı ve eserleri

Yazar: Özge POLAT
Danışman: Prof. Dr. Ahmet KANLIDERE
Yer Bilgisi: Marmara Üniversitesi / Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü / Türk Tarihi Anabilim Dalı / Genel Türk Tarihi Bilim Dalı
Konu: Biyografi ; Tarih
Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 139 s.

Aslen Lehistan Tatarlarından olan Edige Mustafa Kırımal (1911-1980), Avrupa muhaceretinde kültürel ve siyasi sahalarda önderlik yapmış Kırım Tatar aydınlarındandır. Edige, Bahçesaray’da doğmuş, ilk ve orta tahsilini Kırım’da almış, ardından Kırım’ın seçkin okullarından olan Rus Gimnazyumu ve Akmescit Pedagoji Enstitüsü’nde okumuştur. Yüksek tahsili sırasında gizli olarak yürütülen millî faaliyetlere aktif olarak katılmış, Sovyet Hükümeti’nin baskılarının artması üzerine Azerbaycan, İran üzerinden Türkiye’ye geçmiş (1932), ardından üniversite eğitimini tamamlamak için Polonya’ya gitmiştir. Edige Kırımal, faaliyetlerinde Kırım Millî Merkezi ile birlikte hareket etmiş ve onun adı II. Dünya Savaşı sırasında ön plana çıkmıştır. Kırım Millî Merkezi’nin kararı üzerine Almanya’ya geçmiş, Alman yetkililer ile Kırım Türklerine yararlı olabilmek adına çalışmalar yapmıştır. Orada Kırım Millî Komitesi’nin yöneticiliğini yapmış, Kırım Tatar mültecilerinin Avrupa kamplarına yerleştirilmesi ile ilgilenmiş, onların hukuki ve sosyal haklarını aramıştır. Savaş bittikten sonra Almanya’da doktora eğitimini yapmış, Münih’te kurulan Sovyetleri Araştırma Enstitüsü’nde Kırım Türklerini temsil etmiştir. Enstitüye bağlı olarak çıkartılan Dergi mecmuasının mesul müdürlüğünü yapmıştır. Kırım Tatar millî hareketinin çok tanınan bir siması olmasına rağmen onun hayatı ve eserlerini bir arada toplayan bir çalışmanın olmaması bize bu konuyu çalışma fırsatı verdi. Bu çalışmada, öncelikle, Kırımal hakkında yazılan dağınık bilgileri bir araya toplayarak ve şimdiye kadar pek bilinmeyen mektuplardaki bilgileri de kullanarak biyografisini şekillendirdik. Edige Kırımal’ın yazılarını incelerken kronolojik sıraya uymaya özen gösterdik, zira maksadımız onun fikrî evrimini ve entelektüel macerasını da takip etmektir. Aynı zamanda, Kırımal’ın eserlerinin tam bir listesini oluşturmaya ve yazılarını analiz ederek onun fikirlerini ve faaliyetlerini ortaya koymaya çalıştık.

Kırım’dan Konya’ya Göç Eden Muhacirler ve Yerleşme Problemleri (1853-1914)

Yazar: İLYAS ER

Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Kevser DEĞİRMENCİ

Yer Bilgisi: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı / Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı

Konu: Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 209 s.

Osmanlı Devleti’ne, Kırım’ın kaybedilmesi ve akabinde Çarlık Rusya tarafından işgal edilmesi sonucu çok sayıda zorunlu kitlesel göç yaşanmıştır. İlk kitlesel göçlerin yaşandığı 1763 yılından sonra göç hareketi durmaksızın devam etmiştir. Kırım’da bulunan Türk halkının maruz kaldığı cana, mala ve ırza kastetmek, işkence ve zulüm olayları Türk tarihinde derin hüzün ile hatırlanmaktadır. Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya’sı arasında meydana gelen savaşlar bu göç hareketlerinin hızlanmasında ve yoğunluk kazanmasında etkili olmuştur. 1783 işgalinden sonra 1828-1829 Osmanlı- Rus savaşı, 1853 Kırım Harbi, 1877-1878 meydana gelen 93 Harbi, Kırım Tatar ve Nogay halklarını artan Rus baskısı ve zulmü ile etkilemiştir. Kırım Tatar ve Nogayların yapmış oldukları bu göçler sadece ve her seferinde Osmanlı Devleti topraklarına olmuştur. Balkanların henüz yitirilmediği dönemlerde gelen muhacirler bu coğrafyaya iskân edilmekteydi. Balkanlarda yaşanan gelişmeler ve devletin dağılma sürecindeki artış hem Balkanlarda daha önce yaşayan Türk soydaşlarımızı hem de Kırım’dan koparılarak buraya yerleştirilen Türk soydaşlarımızı göçe zorlamıştır. Yaşanan bu hadiseler neticesinde Anadolu coğrafyasının dört bir yanına Kırım Tatar ve Nogay muhacirler iskân olunmuştur. Önemli iskân bölgelerinden biri de Konya ilidir. Çoğunlukla muhacirler Kırım’dan Osmanlı topraklarına denizyolu ile ulaşmakta, İstanbul ve Samsun limanlarına çıkarak buradan eğer mümkünse demiryoluyla ya da karayoluyla Konya’ya gelmişlerdir. Kırım coğrafyasından göçe zorlanarak Osmanlı topraklarına ve akabinde Konya’ya ulaşan muhacirler için Osmanlı Devleti, iaşe ve iskânları konusunda ciddi yardımlar ve imkânlar sağlamıştır. Konya’ya iskân olunan muhacirler yerel sakinlerden de yardımlaşma ve dayanışma örneklerine tanık olmuştur.

Kırım’da Rusya Federasyonu’nun Varlığının Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi

Yazar: Ekaterına BAYRAM

Danışman: Prof. Dr. Şerife Gözde YİRMİBEŞOĞLU

Yer Bilgisi: Akdeniz Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Konu: Uluslararası İlişkiler

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020

2014 yılının uluslararası düzende dönüm noktası olarak değerlendirilmesi mümkündür. Tanıma bakımından farklılık gösterilmekle birlikte yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması konusunda önemli olayların meydana geldiği 2008 yılından sonra 2014 yılı Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılıp Rusya Federasyonu’na bağlanması ışığında bağımsız yeni bir devletten ziyade bölgenin bir devletten ayrılma suretiyle başka bir devlet ile birleşmesine sahne olmuştur. Kosova, Güney Osetya, Abhazya ve Kıbrıs sorunları kadar ilk günlerden beri tartışmalı olan ve bu özelliğini yakın gelecekte kaybetmeyecek gibi görünen Kırım sorunu oluşmuştur. Bu çalışmada çeşitli makaleler, kitaplar, anayasalar, kanunlar, antlaşmalar ve resmi internet kaynaklarından istifade edilip söz konusu bağlanmanın uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirmesi yapılacaktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. “Kırım’ın Rusya Tarihindeki Yerine Genel Bakış” isimli birinci bölümde dört farklı dönem ele alınacaktır: yerleşik ilk kavimlerden Rus İmparatorluğu’na bağlanmasına kadar, Kırım’ın Rus İmparatorluğu’nun içinde kaldığı dönem, Kırım’ın SSCB dönemindeki durumu ve SSCB’nin dağılımından 2013 “Maydan” olaylarına kadar Kırım’ın durumu. “Ukrayna Krizi Çerçevesinde Kırım Sorununun Uluslararasılaşması” adlı ikinci bölümde 2013-2014 yıllarındaki “Maydan” olayları araştırılacak, bu olayların ışığında Kırım sorununun gidişatı irdelenecek ve ihtilafa müdahillerin tutumlarına yer verilecektir. “Kırım’da Rusya Federasyonu’nun Varlığı ve Uluslararası Hukuk Açısından İrdelenmesi” bölümünde Rusya Federasyonu’nun Kırım’da varlığı uluslararası hukuk ilkeleri açısından değerlendirilecektir.

Putin dönemi Rus dış politikasında bir müdahalecilik örneği olarak Kırım’ın ilhakı

Yazar: Yusuf YILDIRIM

Danışman: Prof. Dr. Ömer Göksel İŞYAR

Yer Bilgisi: Bursa Uludağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı

Konu: Uluslararası İlişkiler

Doktora, Türkçe, 2020, 550 s.

Tarih boyunca önemli bir coğrafyada bulunan ve önemli bir güç olan Rusya, devlet geleneğinde bulunan yayılmacı politikasıyla başka devletlere çoğu kez müdahalelerde bulunmuştur. Sovyetler Birliği’nin halefi olarak ortaya çıkan Rusya Federasyonu da Vladimir Putin ile beraber büyük güç statüsüne sıklıkla vurgu yapmış, dış ve güvenlik politikalarında çok kutupluluğu vurgulayan pragmatik politikalar izlemiştir. Rus ulusal çıkarların korunması bağlamında yakın çevreye özel bir önem veren Rusya, uluslararası arenada saygın bir aktör olarak görülme ve etkin politikalar izlemesinin yolunun yakın çevre üzerinde nüfuz kurmaktan geçtiğini düşünmüştür. Bu bağlamda Rusya için yakın çevrede öne çıkan aktör Ukrayna olmuştur. Ukrayna jeopolitik konumunun yanı sıra, boru hatları transit geçiş noktası konumunda olması ve Rusya’nın askeri üssünün bulunduğu Kırım’daki Sivastopol askeri üssüne ev sahipliği yapmasıyla önemli bir devlet konumundadır. Ukrayna bu söz konusu konumu dolayısıyla sadece Rusya için değil ABD ve AB için de dikkate alınması gereken bir aktör olmuştur. Bir yanda Batı diğer yanda Rusya gibi iki aktör arasında kalan Ukrayna çok yönlü politikalar izlemeye özen göstermiştir. Batı’nın bu ülkeyi, NATO’ya üye yapma ve AB’ye entegre etme kararlılığı, Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği’ne çekme çabaları ile çatışınca Rusya Kırım’a müdahale bulunmuş ve bu bölgeyi ilhak etmiştir. Bu çalışmada da Rusya’nın Kırım’a müdahalesi saldırgan realizm yaklaşımı perspektifinde incelenmiş ve Rusya’yı Kırım’a müdahaleye iten saikler değerlendirilmiştir. Çalışmada Rusya’nın Kırım’a müdahale etmesinde Ukrayna ile olan tarihsel, kültürel ve duygusal motivasyonların yanında Kırım’ın Rus jeopolitiğinde arz ettiği konumun da çok önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla beraber Rusya’yı müdahaleye iten esas saikin, konjonktürel gelişmeler neticesinde önüne çıkan fırsatlar olduğu görülmüş ve Rusya taktiksel bir eylemle bu fırsatları avantaja çevirmiştir.

Kırım Savaşı ve Kafkas göçlerinde salgın hastalıklar (1853-1864)

Yazar: Yusuf KOĞ

Danışman: Prof. Dr. Taha Niyazi KARACA

Yer Bilgisi: Yozgat Bozok Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı

Konu: Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 145 s.

Salgın hastalıklar, insanoğlunun en büyük sorunlarındandır. İlk defa hayvanların evcilleştirilmesiyle insan hayatına giren hastalıklar, tarih boyunca hemen her dönemde görülmüştür. Daha çok doğal afetler, göçler ve savaşlardan sonra ortaya çıkan hastalık mikropları insana ve doğaya büyük zararlar vermiştir. Kırım Savaşı (1853-1856), hastalıkların en fazla görüldüğü savaşlardan biridir. Kırım Savaşı’nda hastalık kaynaklı ölümlerin savaştaki çarpışmalardan daha fazla olması bunu açıkça göstermektedir. Savaşta görülen hastalıklar İngiltere, Fransa, Sardunya ve Osmanlı Devleti’nin oluşturmuş olduğu ittifak birliği askerlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Kırım Savaşı’nda görülen salgın hastalıklar, askerlerin ailelerine yazdıkları mektuplara, anılarına, arşiv belgelerine, vakanüvis eserlerine ve dönemin gazetelerine yansımıştır. Bu hastalıklar içerisinde askerlerin çoğunlukla tifüs, kolera, iskorbüt, sıtma ve dizanteri gibi hastalıklardan etkilendiği görülmektedir. Salgın hastalıkların savaşlar dışında sıklıkla görüldüğü ortamların başında göçler gelmektedir. Tarih boyunca göçler, dünyanın demografik ve etnik yapısının şekillenmesinde en etkili araçlardan biri olmuştur. İlk defa insanoğlunun temel geçim kaynaklarından olan hayvanlarına daha iyi yaşam koşulları bulabilmek için başlattığı göç hareketliliği, zamanla siyasi, etnik ve sosyo-ekonomik nedenlerle bütünleşerek devam etmiştir. Göçler, savaşların da sonucu haline dönüşmüştür. Savaşla birlikte gerçekleşen göçler ise büyük sorunlar yaratmıştır. Göçlerin yaratmış olduğu sorunların başında salgın hastalıklar gelmektedir. Kırım Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen Kafkasya göçleri (1856-1864), salgın hastalıkların en çok görüldüğü göçlerden biri olmuştur. Kırım Savaşı etkisiyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan Kırım ve Kafkas halkları yollarda, limanlarda ve gittikleri her yerde en büyük zararı salgın hastalıklardan görmüşlerdir. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı ve Kafkas göçlerinde yaşanan hastalıklara karşı sayısız önlemler almıştır. Bu önlemler içerisinde karantina merkezlerinin oluşturulması ile Muhacirin Komisyonu’nun kurulması, hastalıkların şiddetini azaltmada etkili olmuştur. Bunun yanında, hastalıkların meydana geldiği bölgelere Mekteb-i Tıbbiye’den doktor ve çeşitli sağlık malzemeleri gönderilerek hastalıklar yerinde tedavi edilmek istenmiştir.

Kırım Tatar Halk Edebiyatı Türlerinde “Yurtsuzluk” ve “Halk Benliği” (Destan, Halk Hikâyesi, Masal-Efsane Örneği)

Yazar: Bilgenur USLU

Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Shurubu KAYHAN

Yer Bilgisi: İstanbul Kültür Üniversitesi / Lisansüstü Eğitim Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı / Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı

Konu: Türk Dili ve Edebiyatı

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 110 s.

Kırım Tatarları oldukça zengin bir halk edebiyatı geleneğine sahip Türk topluluklarından biridir. Kırım Tatarları, uzun süre göçebe ve sürgün bir hayat sürdüklerinden ve Sovyet baskısı altında kaldıklarından uzun ve köklü bir edebiyat geçmişine sahiplerdir. Özellikle bir milletin kendi kendini yaratabilmesinde geleneğin önemi ve bunu edebi esere aktarış şekilleri oldukça önemli unsurlardır. Kırım Tatarlarının adetleri, gelenek ve görenekleri bilim adamları tarafından derlenmiş ve topluma yararlı hale getirilmiştir. Bu yüksek lisans çalışmamızda, Kırım Tatar Türkleri tanıtılmış, coğrafya kapsamında bilgiler verilmiştir. Özellikle efsane türü tezimiz için önemlidir, daha önce Türkiye Türkçesine aktarılmamış birçok Kırım-Tatar efsanesi tespit edilip tezimizin arkasına eklenmiştir. Kırım Tatar Halk Edebiyatı ürünlerinden birçoğu örneklendirme yapılırken kiril alfabesinden de latin alfabesine aktarılmıştır. Çalışmamızın asıl amacı, sürekli yurdundan edilen ve göç ettirilen bu halkın psikolojisini incelemek ve bu durumu edebiyatına nasıl dahîl ettiğini görebilmektedir. Destan içerisinde ulusal kimliğin işlenmesi ve otorite kavramlarının sembolik tanımı işlenmiştir. Çalışmamızdaki diğer amacımız, metinler içerisinde var olan yurtsuzluk kavramı ve halk benliğinin türlerde nasıl geçtiğini araştırmaktır. Araştırmamızın, Türk dünyasına faydalı olmasını amaçlıyoruz.

16 Numaralı, 1082-1083 (1671-1673) tarihli Kadıasker Defteri’ne göre Kırım’da sosyal ve ekonomik hayat

Yazar: Nurullah ÇELEN

Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Fırat YAŞA

Yer Bilgisi: Düzce Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

Konu: Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 284 s.

Şer’iyye sicilleri, yerel tarih çalışmalarında önemli kaynaklardan biridir. Bu siciller Osmanlı Devleti’nde ve Kırım Hanlığı’nda adalet mekanizmasının başındaki kadı dediğimiz görevliler tarafından tutulur. Tutulan sicillerde evlilik, boşanma, miras, hırsızlık, cinayet, tayin ve daha pek çok konu hakkında bilgiler mevcuttur. Söz konusu kayıtlarda toplumun her kesiminden insanı görmek mümkündür. 15. yüzyılın son çeyreğinden 18. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı toprağı olan Kırım, Karadeniz’de stratejik bir konuma sahiptir. Bölge, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çetin mücadelelere sahne olmuştur. Bulunduğu coğrafî konum hasebiyle Balkanlar, Avrupa, Rusya, Asya ve Anadolu insanlarının kültürlerinden izler taşımaktadır. Bu bakımdan Kırım kadıasker defterleri yerel ve sosyal tarih alanında çalışma yapmak isteyen araştırmacılara fevkalade bilgiler sunmaktadır. Söz konusu tezde, 16 numaralı Kırım kadıasker defteri incelenmiştir. Elde edilen veriler üzerinden bölgedeki idarî yapılanma, ekonomik yapı, aile hayatı, etnik gruplar, Müslüman ve gayrimüslimlerin isimleri, onların unvanları, meslek kolları, kullanılan ölçü birimleri ve para cinsleri, kişisel eşyalar, günlük hayatta kullanılan araç- gereçler, köyler, mahalleler ve hatta hayvan cinsleri değerlendirilmiştir.

Âlem-i Nisvân Gazetesi (1905-1907)

Yazar: Hilal DOĞAN

Danışman: Doç. Dr. Akartürk KARAHAN

Yer Bilgisi: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Konu: Türk Dili ve Edebiyatı

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 620 s.

Eldeki mevcut bilgilere göre Türk ve İslâm Âleminde yayımlanan ilk kadın gazetesi /dergisi olan Âlem-i Nisvân, İsmail Gaspıralı’nın imtiyaz sahipliği ve liseyi yeni bitirmiş kızı olan Şefika Gaspıralı idâresinde yayımlanmaya başlamıştır. Kırım/Bahçesaray’da yayın hayatına giren Âlem-i Nisvân Gazetesi/ Dergisi aynı zamanda Rusya Türklerinin ilk kadın dergisidir. İlk sayısı 1905 yılının sonlarına doğru çıkmış olan dergi 1906-1910 yılları arasında çeşitli aralıklarla yayımlanmıştır. 1911 yılında sadece 3 sayısı çıkan dergiyi Şefika Gaspıralı 1917’de tekrar çıkarmak istese de Ekim Devrimi yüzünden gerçekleştirememiştir. Bu çalışmada Âlem-i Nisvân Gazetesi’nin 1905 – 1907 yıllarına ait çeşitli sayıları incelenmiştir. Tezimiz altı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; 1.Giriş, 2.İnceleme, 3. Transkripsiyonlu Metin, 4.Sonuç, 5. Kaynaklar ve 6. Ekler’dir. Çalışmamızın ilk kısmı olan Giriş’te Kırım Tarihi ve Kırım Tatar Ses Özellikleri’nin ardından İsmail Gaspıralı, Şefika Gaspıralı, Tercüman Gazetesi ve Âlem-i Nisvân Gazetesi/Dergisi hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci Bölümümüz olan İnceleme; Âlem-i Nisvân (1905-1907) Hakkında ve Yazılar olmak üzere iki alt başlıktan oluşmaktadır. Üçüncü bölümde Âlem-i Nisvân Gazetesi’nin 1905 – 1907 yıllarına ait sayılarının transkripsiyonlu metni yer almaktadır. Dördüncü bölümde çalışmamızın Sonuç kısmı yer almaktadır. Beşinci Bölümde, Kaynaklar yer almaktadır. Çalışmamızın Ekler kısmında; Dizin, Sözlük ve Tıpkıbasım yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Âlem-i Nisvân Gazetesi/ Dergisi, İsmail Gaspıralı, Kırım / Bahçesaray, Şefika Gaspıralı, Tercüman Gazetesi

Çok kutuplu sistemde Rus dış politikası ve Ukrayna krizinin analizi

Yazar: Neman ARAZLI

Danışman: DR. ÖĞR. ÜYESİ ARDA ERCAN

Yer Bilgisi: Kocaeli Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Siyasi Tarih Bilim Dalı

Konu: Tarih ; Uluslararası İlişkiler

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 86 s.

Geçmişten günümüze Rusya Ukrayna ilişkileri aynı kökenden de geldikleri için farklı mecralarda gelişmeler göstermiştir. İki ülke zaman zaman Slavları kontrol etmek için kıyasıya rekabet içinde olmuşlardır. SSCB döneminde Rusya ve Ukrayna bu birliğin içerisinde olan diğer bütün devletlerden farklı olarak en güçlü sanayi ve teknolojiye sahiptiler. SSCB döneminde ise Rusya diğer devletleri olduğu gibi Ukrayna’yı da kendi kontrolünde tutmuştur. SSCB’nin yıkılması ile birlikte Ukrayna, liberal ekonominin fırsatlarından faydalanmak için Rusya’nın etki alanından çıkmak için politikalar yürütmeye başlamıştır. Bu politikaların en başlıcaları, Bağımsız Devletler Topluluğu’nda Rusya’ya karşı birlik oluşturma çabaları ve Avrupa Birliği’ne yaklaşma politikalarıydı. Ukrayna’nın kendisinden uzaklaşmak isteği Rusya’yı rahatsız etmiştir. Rusya, Kırım’ın Ukrayna’da olması ve en önemli geçit rolü oynaması nedeniyle Ukrayna’yı kontrolü altında tutmak amacıyla birçok yol denemiştir. Rusya’nın Ukrayna’yı kontrol altında tutmak için denediği en önemli yollar, Kırım’ı elinde tutmak istemesi ve Ukrayna’nın doğalgazını keserek Rusya’ya muhtaç olduğunu göstermesi olarak düşünülebilir. 2014 yılının kış mevsiminde Rusya’nın Ukrayna doğalgazını kesmesi ve devamında aynı yıl içerisinde Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi Ukrayna’nın Rusya’dan uzaklaşarak Avrupa’ya yakınlaşma politikasını benimsemesine neden olmuştur.

1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi (Meydana gelişi, tahlili ve tatbiki)

Yazar: Süleyman RAMAZANOV

Danışman: PROF. DR. KEMAL BEYDİLLİ

Yer Bilgisi: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı

Konu: Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 189 s.

Bu tez, 21 Mart 1779 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Aynalıkavak Tenkihnamesi’nin meydana gelişindeki sebepler, diplomasi müzakerelerinin yürütülüşü ve bunun sonunda imzalanan tenkihname metninin tahlil ve tatbiki ve ne gibi sonuçlar getirdiği ile ilgilidir. Bu doğrultuda Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyılın başından itibaren kendini gösteren zafiyet halinin değerlendirilmesi söz konusudur. Zaman aralığı ve konunun genel takdimi olarak Osmanlı-Rus diplomasi ilişkilerinin başladığı XV. yüzyılın ilk yarısından 1792 Yaş Antlaşması ile biten bir süreç ele alınmaktadır. Esas itibariyle problemin ağırlık noktasını teşkil eden ve gelişen olayların etrafında cereyan ettiği Kırım meselesi, iki devlet arasında yapılan antlaşmalardaki hükümlerin yerine getirilmesini sürüncemede bırakmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra gelişen olaylar iki devlet arasındaki anlaşmazlıkların diplomatik temaslarla aşılması istikametinde çeşitli görüşmelere konu olmuşsa da ortak bir uzlaşı noktasına varılamamıştır. Nihayet Fransa’nın tavassut girişiminin de katkısıyla Osmanlı murahhası Abdürrezzak Bahir Efendi ile Rus elçisi Stakiev arasında Aynalıkavak Sarayı’nda yapılan görüşmelerde taraflar, tatbiki yeni tartışmalara yol açarak olsa da belirli bir uzlaşıya varabilmişlerdir. Neticede 21 Mart 1779 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması’nın bazı maddelerinin ayıklanıp yeniden düzenlenmesi gerçekleşmiş ve iki devlet arasındaki Kırım ağırlıklı anlaşmazlıkların giderilmesini amaçlayan Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalanmıştır. Ancak bu gelişme Rusların amacından vazgeçmesini engellemeye yetmemiş ve Kırım 1783’de ilhak edilmiş, hatta Osmanlı Devleti Ocak 1784 tarihinde vermek zorunda kaldığı bir “Sened” ile bu gelişmeyi resmen tanımıştır.

Üslupbilimi açısından Bekir Sıtkı Çobanzade’nin şiirlerinin incelenmesi

Yazar: Mehmetcan GÖKBAYIR

Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Döne ARSLAN

Yer Bilgisi: Kastamonu Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı

Konu: Türk Dili ve Edebiyatı

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 699 s.

Çok geniş bir alanı kaplayan Türkistan toprakları gerek ticaret yollarındaki konumu gerek ise barındırdığı doğal kaynaklarla bütün dünya ülkelerinin dikkatini çekmektedir. Dünyada bu denli zenginliğe sahip olan diğer coğrafyalarda olduğu gibi 16. yüzyıldan itibaren Türkistan da bu güzelliğinin cezasını çekmeye başlamıştır. Bu kadar uzun bir süre boyunduruk altında yaşamaya mecbur bırakılan halk, bir diğer güne erişebilmenin umuduyla yaşamaya alışmıştı. Böyle bir coğrafyada kültürünü, dilini ve benliğini koruyabilmek çok güç olsa gerek. Çobanzade de Türkistan’ın kuzeybatı bölgesinde yer alan Kırım’da doğmuştur. Yapılan bu çalışmanın konusu Çobanzade’nin şiirlerinde kullandığı üslubdur. Diğer Türkistan aydınları gibi Çobanzade de halkına, benliğine ve diline çok önem veren bir aydındır. Yıllarca bastırılıp hor görülen, hayattaki tek gayesi taşıdığı canı korumak olan Kırım halkını bilinçlendirmek ve uyandırmak için elinden geleni yapması gerektiğini bilmiştir. Fakat dönemin ağır politikaları oldukça serttir. Böyle bir dönemde bile Çobanzade halkı için şiirler yazmıştır. Belki de Türkistan aydınları sanat için sanat yapabilme imkanına hiç sahip olamamıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi Çobanzade, dönemin durumundan dolayı bu uyarıları hem halkına ulaştırabilmiş hem de yaşayabilmiş olmalıdır. Bu, 20. yüzyıl Türkistan coğrafyasında başarması gereken iki zor şeydir. Dili kullanış şekli yani üslup çok önemlidir. Çünkü şiirlerinde devrin ideolojisine ters düşen bir kelime bile Çobanzade’nin katledilmesine yol açabilirdi. Şiirlerinde işlediği sembol ve imajların dikkatle seçtiği kelime ve kelime gruplarından ses tekrarlarına kadar özenle çalışılmış ve yazılmış olduğu açıktır. Bu çalışmanın hazırlanışında örnekleme ve belgesel kaynak derlemesi yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan bu çalışma ile Çobanzade’nin fikirlerini, dil becerilerini ve Türklüğe kattığı değerleri gözler önüne sererek hem üslupbilimi alanına hem de Türk Dünyası ve Türkolojiye katkı sağlamak amaçlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde Muhacirîn-i İslamiyenin İskânı; Problemler ve Çözüm Çabaları (1850-1900)

Yazar: Kerim TİRYAKİ

Danışman: PROF. DR. ZEYNEL ÖZLÜ

Yer Bilgisi: Gaziantep Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı / Tarih Bilim Dalı

Konu: Tarih

Doktora, Türkçe, 2020, 145 s.

  1. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen Kırım Savaşı ile 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 tarihli Osmanlı-Rus Savaşı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nın meydana getirdiği en önemli sonuç nüfus hareketliliği olmuştur. Bu savaşlar sırasında pek çok insan hayatını kaybederken, çoğu da göçmen durumuna düşmüştür. Bahsedilen savaşların etki alanı olan Balkan, Kafkas, Kırım ve Girit gibi coğrafyalardan pek çok sayıda insan Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştır. Süreç içerisinde göçmen sayısındaki artış nedeniyle devlet, gelen göçmenleri en iyi şartlarda sevk ve iskân etmek için resmi anlamda bir iskan politikası belirleyerek, çeşitli tedbirler alma yoluna gitmiştir. Öncelikli olarak göçmen meselesi ile ilgilenen muhacir komisyonlarının kurulması ve talimatnamelerle göçmenlerin iskânı sırasında ve sonrasında bunların sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapılırken, bir yandan da sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Bu hizmetler bağlamında göçmenlerin sosyal, ekonomik, eğitim vb. alanlarla ilgili ihtiyaçları giderilmeye çalışılmış ve bunların Osmanlı toplumuna uyumu konusunda yaşanacak sorunlar en aza indirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 19. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıya sığınmış olan bu göçmenlerin Osmanlı toplumuna uyumunu sağlamak amacıyla yapılmış olan eğitim ve öğretim, sağlık vb. alanlarda yapılan faaliyetlerde kurumsal işleyiş, işleyiş sırasında yaşanan mekansal, sosyal, idari vb. alanlarda yaşanan problemler, göçmenlerin bu faaliyetlere ne ölçüde katılabildikleri gibi konular ışığında göçmenlerin Osmanlı toplumuna ne ölçüde uyum sağladığı ortaya konmaya çalışılmıştır.

Konya-Cihanbeyli-Böğrüdelik Tatarları’nın halk ezgileri / Folk effects of Konya Cihanbeyli Böğrüdelik Tatars

Yazar: İzanrüba KIRAN

Danışman: Prof. Dr. Ayten KAPLAN

Yer Bilgisi: Hacettepe Üniversitesi / Güzel Sanatlar Enstitüsü / Geleneksel Türk Müzikleri Anabilim Dalı

Konu: Halk Bilimi (Folklor); Müzik

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 165 s.

Anadolu toprakları, birçok etnik gruba barınma hakkı sağlamıştır. Bu etnik gruplardan biri de Tatarlardır. Eskişehir, Ankara, Konya çevrelerinde yayılım gösteren Tatarlar, Anadolu’da, geldikleri yerin ismiyle tanımlanmışlardır. Kazan Tatarları, Kırım Tatarları, Sibirya Tatarları bunlara örnek olarak verilebilir. Araştırma konusu olan Böğrüdelik’te yaşayan Tatarlar, kendilerini Sibirya Tatarı olarak tanımlamaktadır. Bu etnik grup hakkında yapılan araştırmalar, daha çok tarihlerini ve dilini konu almaktadır. Böğrüdelik’te yaşayan Tatarların müzik kültürleri üzerine yayınlanmış ya da araştırma konusu olmuş bir kaynakla karşılaşılmamıştır. Bir toplumun müziğinin incelenmesi etnomüzikolojik verilere ulaşma açısından önem taşımaktadır. Göçmen bir toplumun, göç nedenlerini, göç öncesi ve sonrası yaşamları hakkında bilgi edinme olanağını sözlü müzik sağlamaktadır. Böylelikle topluluk üyelerinin yaşanmışlıkları ve halen sürdürdükleri yaşamda hangi kültürel öğeleri ön planda tuttuğu ve gelecek kuşaklara aktarılan kültürel unsurların neler olduğu tespit edilebilir. Araştırma örneklemi olan Böğrüdelik Köyü, Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde olup; Türkiye sınırları içerisinde, Sibirya’dan göç eden Tatarların bulunduğu tek yerdir. Tek örnek olması; elde edilen bilgilerin etnomüzikoloji ve halkbilim çalışmalarına veri oluşturması açısından önem taşımaktadır. Böğrüdelik’te yaşamış / yaşamakta olan halkın “yır” adını verdiği halk ezgilerini kapsayan bu çalışmada, halk ezgilerinin diğer kuşaklara aktarımını ve devamlılığını sağlamaya katkıda bulunmak için veri oluşturmak, var olan ezgilerin korunmasını sağlamak ve yırlardaki söz-ezgi yapısının incelenmesiyle, göç sürecindeki yapılanmayı gözlemlemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Böğrüdelik Tatar yırları derlenmiş, notaya alınmış ve ezgisel-sözel yapıları incelenmiştir. Böğrüdelik’in halk ezgileri incelendiğinde varılan nokta; göç sonrasında söz üretiminin çok olduğu ancak ezgi üretiminin daha kısıtlı olduğudur. Bu durum da söze olan ihtiyaçlarıyla ilişkilendirilmektedir. Bu süreçte, sesli, yazılı, görsel literatür taraması ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Nitel araştırmalarda örnek olay tarama modeline dayalı betimsel bir araştırmadır.

The role of European Union in Ukraine crisis / Avrupa Birliği’nin Ukrayna krizindeki rolü

Yazar: Onur ALP

Danışman: Prof. Dr. Wolfgang WESSELS

Yer Bilgisi: Türk-Alman Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Konu: Uluslararası İlişkiler

Yüksek Lisans, İngilizce, 2020, 96 s.

Ukrayna krizi Vilnius zirvesinden sonra başlamıştır. Ukrayna’nın ortaklık antlaşmasını imzalamamaya karar vermesi krizin patlak vermesine neden oldu. Krizin başından beri, Avrupa Birliği bu krizin önemli taraflarından birisi olmuştur. Çünkü bu kriz Avrupa Birliğini soğuk savaş sonrası hem normatif hem de güvenlik yapısı açısından etkili olmuştur. Bu çalışma Avrupa birliğinin rolü, onun dâhil oluşu, dış politikası örneğin yaptırımların uygulanması incelemiştir. Çalışmanın amacı nasıl yapısalcılık ve savunmacı gerçekçilik Avrupa Birliği’nin Ukrayna krizindeki rolünü açıkladığını göstermektir. Bu tez iki kısma ayrılmıştır: Birinci bölüm; bu krize neyin yol açtığını anlamak için kriz öncesini dönem hakkında bilgi vermektedir. İkinci bölüm; Ukrayna krizi ile ilişkilidir. Her iki bölümde de teoriler incelenmiştir. Bu teoriler Avrupa Birliği için altı önemli noktaya vurgu yapar: İlk olarak, yapısalcılık, Avrupa Birliği’nin nasıl dış politika yürüttüğünü belirlerken üç önemli noktayı belirlemişlerdir. 1) Avrupa Birliğinin normatif pozisyonu; 2) Kimliksel farklılık 3) İnsani yöndür. İkinci olarak, savunmacı gerçekçilik de Avrupa Birliği’nin rolü için üç önemli noktaya vurgu yapar: 1) Güvenlik sorunları; 2) Avrupa Birliği’nin ve Rusya’nın niyeti; 3) Dengeleme ve savunmacı gerçekçiliğin uygulanabilirliğidir. Bu altı nokta, Avrupa Birliği’nin Ukrayna krizindeki rolünü hem yapısalcılık hem de savunmacı gerçekçilik analizini kolaylaştırır. Ayrıca, iki teorinin de zayıflıkları çalışmada mevcuttur. Avrupa Birliği’nin Ukrayna krizine dâhil olmasının motivasyonunu anlamak için, Kırım’ın ilhakı ve Donbas’taki savaş çalışmada bulunmaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın ve Ukrayna’nın pozisyonu görüşleri ve Avrupa Birliğiyle ilişkileri de açık bir şekilde incelenmiştir.

Gaspıralı ve Gökalp’in eğitim anlayışları ve karşılaştırılması

Yazar: Selen YAKAR

Danışman: Doç. Dr. Cihat AYDOĞMUŞOĞLU

Yer Bilgisi: Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Genel Türk Tarihi Bilim Dalı

Konu: Eğitim ve Öğretim ; Tarih

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020, 181 s.

Rus hâkimiyetinde yaşayan Rusya Türkleri ile bağımsız Osmanlı Türklerinin eğitim ihtiyaçları ortak özellikler göstermekle birlikte eğitim sistemlerinin gelişimi aynı olmamıştır. Rusya Türkleri dış dünyaya kapalı bulunarak ve yenilikleri takip edemeyerek geleneksel hayatları içinde sıkışıp kalmışlardır. Osmanlı Türkleri ise yenileşme ihtiyacını fark ve kabul etmekle birlikte devletin çok uluslu yapısı içerisinde bu yenileşmeyi gerçekleştirme bunalımı yaşamışlardır. Milliyetçiliğin önem kazandığı dünya düzeninde iki toplum da millî kimliğini korumak için mücadele etmiştir. Çalışmamızın konusunu oluşturan İsmail Gaspıralı ile Ziya Gökalp’in eğitim sistemleri kendi toplumlarının ihtiyaçlarından doğmuştur. İki aydın da kendi toplumları için kilit noktanın eğitim olduğunu düşünerek toplumun geleceğini gözeterek kendi eğitim sistemlerini oluşturmuşlardır. İsmail Gaspıralı için uyum sağlanması ve olumlu yönleri alınması gereken Batı, Rusya’dır. Ziya Gökalp ise Batı Avrupa, Fransa ekolünün etkisinde kalmıştır. Her ikisi de gazete ve dergiye büyük önem vermişlerdir. Toplumsal zihniyetin dönüşümüne toplum katmanları arasında çatışmaya yol açmadan hizmet etmeye çalışmışlardır. Müslüman-Türk toplumunun geri kalmışlığının sebeplerini ve bundan kurtuluş yolları konusunda fikir ve icraat ortaya koymuşlardır. Samimi birer Türk milliyetçisi olan Gaspıralı ve Gökalp, Avrupalı fikir insanlarına aşinadır ve modern fikir akımlarını takip etmişlerdir. Gaspıralı’nın ön plana çıkan öğretmen kimliği ile Gökalp’in ön plana çıkan sosyolog kimliği eğitimi farklı bakış açılarıyla ele almaları sonucunu doğurmuştur. Çalışmamızda bu iki önemli aydının eğitim hakkındaki görüş ve uygulamalarını inceleyerek Türk dünyasının yenileşme ve fikir hareketlerindeki rollerini ortaya koymaya çalıştık.

Edige Destanları Edisyon Kritiği (Bütünleştirilmiş Yeni Metin Tespiti)

Yazar: Shyryn KOZHABEKOVA

Danışman: Doç. Dr. Ekrem AYAN

Yer Bilgisi: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı / Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bilim Dalı

Konu: Halk Bilimi (Folklor) ; Türk Dili ve Edebiyatı

Yüksek Lisans, Türkçe, 2020,310 s.

Türk dünyasının önemli destanlarından biri olan Edige – Edige Batır Destanı- Nogay Türklerinin bir kahramanına dayalı olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle Kıpçak sahası halkları (Kazak, Kazan Tatarları, Karakalpak, Başkurt gibi) ile Özbek, Türkmen gibi Türk boylarında da bu destan bilinmektedir. Edige Destanı’nın ortaya çıkışı 14.-15. yüzyıllara dayanmaktadır. Ortaya çıktığı zamandan günümüze kadar bu eserin bilinen elliden fazla varyantı bulunmaktadır. Sovyet Türkolojisi, Eski ve Orta Türkçe dönemi eserler başta olmak üzere Türk soylu halkların önemli tarihi metinlerini ve destanlarını incelemiş ve bunların analizlerini yaparak yazın hayatına geçirmiştir. Ancak, Stalin döneminde Edige Destanı Sovyet tarihine yönelik olumsuz söylemler içerdiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. 1944 yılındaki Tataristan Sovyet Bölgesel Yönetimi Komitesi’nin kararı hem bu eleştirilere yasal zemin oluşturmuş hem de destana yönelik çalışmaları durdurmuştur. Bu yüzden Edige Destanı üzerine yapılacak olan çalışmaların hayata geçmesi de gecikmiştir. Ancak Rus bilim insanı V.M. Jirmunskiy’nin 1974 yılında yayınlanan ‘Türkskiy Geroiçeskiy Epos – Türk Kahramanlık Destanı’ adlı çalışması Edige Destanı üzerine yapılacak çalışmalara yeniden ivme kazandırmıştır. Özellikle son dönemlerde bu çalışmaların sayısı artmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde Edige ve Edige Destanı hakkında detaylı bir çerçeve sunulduktan sonra Edige Destanı’nın üzerine yapılan araştırmalardan bahsedilecektir. İkinci bölümde Edige Destanı’nın Kazak, Karakalpak, Nogay, Kazan (Tatar), Özbek, Türkmen, Başkurt Türklerine ait tespit edilen 61 varyantı hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde bütünleştirilmiş yeni metin tespiti yapıldıktan sonra tarafımızca Türkiye Türkçesine çevrilen Karakalpak Türklerinin Erpolat Rayımberdioğlu varyantına yer verilecektir.

* Bilgiler Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi adresindeki Ulusal Tez Merkezi veritabanından sorgulanarak elde edilmiştir. Yazarlarının yayımına izin verdiği tezlerin PDF dosyaları erişime açık olup bu adresten indirilip okunabilmektedir.

Emel Dergisi sayı 273.  Ekim – Kasım – Aralık 2020

TAVSİYELER

Tepreç 2021