Müstecib ÜLKÜSAL.
Kırım Türkleri, 1960 Nisanının 3 ünde, büyük evlâtlarından birini, Cafer Seydahmet Kırımer’i kaybetmişlerdi. Yetmiş bir senelik ömrünün elli yılım mahkûm kardeşlerinin kurtuluşu ve esir yurdunun hürriyet ve istiklâli uğrunda harcamış bulunan merhum, bir gerçek idealist idi.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
Ailesinden sağlam bir bünye ve karakter tevarüs eden Cafer S. Kırımer, idealin en kuvvetli dayanağının seciye olduğuna inanırdı. Dürüstlük, fedakârlık, yurt ve ulus severlik, kahramanlık gibi seçkin vasıfların, daha ziyade bu kaynaktan kuvvet ve ilham aldığına kani idi. Bunun için bir idealistte en evvel aranılması ve bulunması gerekli değerin seciye olduğunu ve bunun da doğuştan geldiğini kabul ederdi. O’na göre zekâ i-kinci derecede kalır ve ancak karakterin yardımı ve idealin te’siri ile faydalı ve semereli olur. Merhum:
“Zekâ, ilim ve medeniyet tabiata ve onun kuvvetine karşı gelinmesi veya ondan istifade edilmesi için alınması lâzımgelen tedbirleri bulur. Fakat, bunları gerçekleştirip hayata geçiren ve zorluklara karşı göğüs germeyi te’min eden âmil karakter ve idealdir. Fikirce ve ilimce geri kalan milletlerin tarihten silindikleri görülmemiştir. Fakat karakterleri sıfıra inmiş ve idealleri kalmamış milletlerin bekasına imkân olmadığı tarihçe sabittir.” der.
Karaktersiz ve idealsiz insanlarda zekânın bozguncu ve yıkıcı rol oynadığı bir gerçektir.
Cafer S. Kırımer, insanları mahkûmiyet ve sefaletten kurtaran, saadet ve hürriyete kavuşturan en büyük kuvvetin mefkûre yani ideal olduğuna inanır ve bunsuz bir toplumun, bir milletin esaretten ve sefaletten kurtulamayacağına iman ederdi. Bunun için O, büyük bir mefkûreci idi.
Merhum, mefkûre hakkında ezcümle şöyle der:
“Mefkûre, yalnız cemiyetin tekâmülünü bağlayan zincirleri koparmaz; yalnız tarihin intikamım almakla, hak ve şerefini kurtarmakla kalmaz; onu en yüksek, en uzak gayesine de ulaştırır.” (*)
Büyük şehit Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet Kırımer ve arkadaşları, millî mefkûreleri ile, 1917 de Kırım Türklerinin yalnız tarihî intikamlarını almakla, hak ve şereflerini kurtarmakla kalmadılar; onları en yüksek gayeleri olan hürriyet ve istiklâllerine de kavuşturdular.
Kırım Türkleri de, Sovyet Rusya mahkûmu diğer milletler gibi, Bolşeviklerin istilâsı sonunda hürriyet ve istiklâllerini kaybetmişler, fakat bu yoldaki ideallerini asla kaybetmemişler ve etmeyeceklerdir. Bu uğurda verdikleri onbinlerce kurban ve şehit bunun delilidir. Bütün milletlerin tarihleri ideal ve istiklâl kurbanları ile doludur.
“İdeale giden yol, mezarlarla çevrilidir!” sözü meşhurdur.
Cafer S. Kırımer, milliyetçi, türkçü, devrimci, Batı medeniyeti taraftan ve istiklâlci bir idealist idi. Bunlar O’nun en belirli vasıfları idi. Merhum, bu husustaki düşünce ve inanlarını uzun bir konferansında açıklamıştır.
[resim]
Çeiebi Cihan (Sağda) ve Cafer Seydahmet Bahçesaraydaki Hansarayda bulunan Gözyaşı çeşmesi önünde. (Aralık 1917)
Cafer S. Kırımer, milleti şöyle tarif etmiştir: “Asılları, kültürleri bir olan, geçmişlerinde aynı tarihe bağlanan, hallerinde aynı felâkete karşı çırpınan ve aynı zafer ve muvaffakiyetle sevinen, istikbal için de aynı emele sarılan toplum, bir millettir.”
“Böyle bir milletin devlet haline gelerek mukadderatına sahih olması, en meşru ve mukaddes hakkıdır. İşte bu “hak”kın talebi ile milliyet dâvası başlar. 19. asırdanberi bu dâvanın gerçekleşmesi yolunda birçok imparatorluklar yıkılmış, yerlerinde hür ve efendi milletler doğmuş; Avrupa ve hattâ cihan haritası durmadan değişmiş ve millî renklerle boyanmıştır.” der. (*)
Tarihin en eski, medenî ve hâkim milletlerinden biri olan Türk milletinin de milliyet dâvasını bulmaması ve bunun için savaşa atılmaması tasavvur olunamazdı. Rus ve Çin mahkûmu Türklerin 1917 ve ondan sonraki hürriyet ve istiklâl savaşları bunun neticesidir.
Cafer Seydahmet Kırımer Türkçü idi. Bütün dünyadaki Türk kabilelerinin aynı milletten olduğuna inanır, kabileciliğin şiddetle aleyhinde bulunurdu. Gerek dünkü ve gerek bugünkü Kus ve Çin hükümetlerinin Rusya’daki ve Çin’deki Türk kabilelerini ayırıp parçalayarak birleşmelerine ve bir kuvvet teşkil etmelerine engel olmalarının sebeplerini anlatmaya çakşırdı. Türkçülük idealinin Türkleri dilde ve kültürde olduğu gibi, gaye ve hedeflerde de birleştireceğine ve büyük bir millet haline getirerek geleceğine daha emin ve ümitli gözlerle baktıracağına inanırdı.
Cafer S. Kırımer, inkılâpçı ve Batı medeniyeti taraflısı idi. Atatürk devrimlerini yalnız Türkiye Türklerinin değil, bütün dünya Türklerinin benimsemeleri ve gerçekleştirmeleri lâzım geldiğine ve Batı medeniyetine bu yoldan yürümekle ulaşılacağına inanırdı. Müslüman olan Türklerin, hurafelerin ve cehalete bürünmüş taassubun pençelerinden kurtularak terakki ve tekâmülü telkin ve emreden islâmiyetin gerçek ruh ve felsefesini anlamalarını isterdi ve kendisi bu anlamda bir müslüman idi.
Cafer S. Kırımer, istiklâlci idi. O, bu düşünce ve inanını aynen şöyle ifade ediyordu :
“İstiklâlciyiz; çünkü istiklâl millî cereyanların tabii bir neticesidir. Çünkü istiklâl cihanın tekâmülünü te’ mine yarayan en kutsi esastır. Çünkü istiklâl terakki mefhumunun temelidir.”
“Her cemiyet ayrılıp teferrüd ettikçe kendi kabiliyetlerini daha ziyade takdir eder ve daha yüksek bir olgunluğa erişir. Nerede millî vicdan teşekkül etmiş ve istiklâl buna dayanmış ise, artık orası müstemleke olmak tehlikesinden ebediyen kurtulmuştur.”
“Milliyetçi, Türkçü, istiklâlci ve Garb medeniyetinin taraftarıyız. Çünkü, zafere hızla yürümeye susamış olan Türk tarihi bizden bunu ve ancak bunu istiyor.” (**)
Cafer S. Kırımer, muhaceretteki Türklerin Mustafa Çokay, Ayaz İshaki İdilli, Mehmet Emin Resûlzade gibi, büyük Türk liderlerinin, yurt dışında ve savaş saflarında ölümleriyle, büyük boşluklar bırakanlardan biridir. Bunların her biri bir mahkum Türk yurdunu temsil etmiş olmakla beraber, Türkçülük ve istiklâlcilik bakımından bir bütün teşkil eden Türklüğü düşünmüş ve savunmuş olan liderlerdir.
Bugün yaşayan mefkûreci mücahitlerin, aynı yoldan yürümeleri gerektiğini, aynı prensiplere sadakatla bağlı kalarak ve birliği daima kuvvetlendirerek çalışmanın, mukaddes dâvamızın temeli olduğunu asla unutmamaları lâzımdır.
(*) C. S. Kırımer’in 1937 de İstanbul’daki Türkistanlılar Demeğinde verdiği (Mefkûre ve mefkürenin ferd ve cemiyet hayatındaki te’siri) konferansından.
(*) C. S. Kırımer’in 1934 te Köstence’de verdiği ve (Emel) in 1934 Temmuz sayısında neşrolunan konferansından.
(**) (Emel) 1934 Temmuz sayısı. Köstence.
Emel 4. sf.3-5.
Emel KIRIM VAKFI