DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ FAALİYETİN ÖNDERLERİ İÇİN AÇILAN DAVALAR – 3.Bölüm

Yazar:

EMEL 90 Yaşında; Emelcileri Unutmuyoruz

DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ FAALİYETİN ÖNDERLERİ İÇİN AÇILAN DAVALAR*

3.Bölüm

Saim Osman KARAHAN

1949 yılının başlarında, Hamdi Nusret’in gizlice Türkiye’ye gitmesi üzerine,  Kırımlı Mültecilere Yardım işlerini yürütmek için İrsmambet Yusuf Efendi’nin başkanlığında yeni bir Komite kurulur. Müstecib H. Samedin Efendi kasiyerlik vazifesini görecek ve Ali Osman Bekmambet, Mehmet Halim Vani, Eyüp Menali, Ferhat Faik üye olarak, hep birlikte para ve erzak toplayacak, ihtiyaç sahibi Kırımlı kardeşlerine yetiştirecek, onlara barınma yerleri ve resmî belgeler temin edeceklerdir.

*

  1. MÜSTECİB HÜSEYİN SAMEDİN EFENDİ

O kasvetli yıllarda Müstecib Efendi “kasaba ĭşĭ” ve Kumluk mahallesi, Anadolköy, Koşu mahallesi, Salana (Mezbaha) mahallesi, Kilometre 5, Palas gibi “mállelerinden” ve yer yer nöbetçi kuleleri bulunan duvarlar ve dikenli tellerle çevrilmiş Liman bölgesinden ibaret Köstence’de, “kasaba”da, Grivitsa çarşısının yakınında, Grivitsa sokağında otururdu. Babası Hüseyin efendinin, çırakları ve “İsmail abi” kalfanın yardımıyla büyükçe bir bakkal dükkânı işletir, Ovidiu meydanındaki Kral Camiinde de hocalık yapardı.

1952 yılında Müstecib Efendi, millî faaliyetlerde bulunmuş Tatar-Türk aydınlarının takibat ve kıyımında, tutuklanır, yargılanır. Onun vatana hıyanet suçundan ilkin ömür boyu çalışma kampında kalmasına, 10 yıl medeni haklarından men edilmesine, mallarının müsaderesine ve dost bir ülkenin (Sovyetlerin) güvenliğine karşı işlediği eylemlerinden, (yani Kırımlı mültecilere yardım çabalarından) da 10 yıl alelâde tutukluluğuna hüküm verilir.

Sonraları 12 Nisan 1952’den 2 Ağustos 1966’ya kadar muhtelif cezaevlerinde çile çektikten sonra serbest bırakılır.       

Müstecib H. Samedin Efendi

*

Müstecib Samedin Efendi 19. yüzyılda Kırım’dan Osmanlı Dobruca’sına gelip yerleşen bir aileden Beşoğul (Beşul, Rom. Conacu) köyünde 2 Şubat 1910 yılında dünyaya gelmiştir.

Köyündeki ilkmektep tahsilinden sonra bir yıl Pazarcık’ta okur.  1923-1931 yıllarında Mecidiye Medresesinde öğrencidir. Müstecib, bu seçkin kültür müessesesinde Türk Dili ve Edebiyatı olan millî şairimiz Mehmet Niyazi’nin talebesi olarak, ta bu zamanlarda, güçlü bir Kırım aşkıyla millet yolunda çalışmayı şiar edinir.   

Dobruca’nın güneyindeki Çukurköy’e (Rom. Brebeni) öğretmen tayin edilir. Ardından Kertikpınar köyü (Rom. Curcanu) okuluna nakledilir. 5 yıl burada öğretmenlikte bulunur, Emelciler saflarında Dobruca Hars Teşkilâtlarının çevredeki köylerde faaliyetlerini tertipler. 

1936 yılında Köstence Kıral Camiinde imam olur. Yine bu yılda Kırımlı Ahmet Niyafça Efendinin kızı Şaziye hanımla evlenir. Bu evlilikten Timur, Tekin, Reşat, İsmet, Erdinç ve Naciye adlı altı çocukları olur.

1941 yılında Almanya Kırım’ı işgal ettiğinde Müstecib H. Fazıl ve Edige Kırımal, Kırım Millî Merkezinin temsilcileri olarak Türkiye’den, Kırım’ın kurtuluşu için yapabileceklerini Alman yetkililere anlatmak üzere Berlin’e giderler. Dobruca’da da Necip H. Fazıl ve yakın arkadaşları toplantılar tertipleyip Kırım’a gitmek isteyen gönüllülerin listelerini hazırlar, izin için Romen Savunma Bakanlığına başvuruda bulunurlar. Bu listelere Müstecib Samedin Efendi de yazılır. Fakat Almanların niyeti Sovyetleri çökertip esir milletleri kurtarmak değildir. Kırım temsilcileriyle görüşmeyi kabul etmezler.    

İkinci Dünya Savaşının sonlarına doğru yenilen Almanya’nın peşinden gelen Kızıl Ordu’dan kaçarak birçok Kırımlı milliyetçi Dobruca’ya sığınınca, onlara yardım işini yöneten ve yürüten Komitelerde Müstecib Efendi en büyük sorumlulukları üstlenir. İrsmambet Yusuf, Mehmet Vani, Ali Osman Bekmambet, Eyüp Menali, Ferhat Faik efendiler ve birçok hamiyetli Dobrucalı ile birlikte savaş ve Sovyet rejimi mağdurları tatar ailelerin hayat mücadelelerinde onlara yardımcı olurlar. 

Sovyet işgalinin şemsiyesi altında Komünist rejim Romanya’da siyaseten yerleşmesiyle, 1948’de sanayinin devletleştirilmesi, 1949’da tarımın kollektifleştirilmesi hamlelerini başlattıktan sonra, 1950’den başlayarak eski yıllarda komünizm aleyhtarlığında bulunmuş demokrat ve milliyetçileri, fikir işçilerini cezalandırma hareketlerine girişir. Romen aydın ve demokratları gibi, Emelciler de birer birer Emniyet güçlerince aranır, tutuklanır, mahkemelere çıkarılıp kitabına uydurulup, sudan gerekçelerle mahkûm edilir.

Müstecib Samedin Efendi de,  12 Nisan 1952 tarihinde tutuklanır. Büyük Tatar Grubu Davasının sanıklarından biri de O olur.

*

Bu davanın 11 Mart 1953 tarihli 179 no. lu karar metninde Müstecib Hüseyin (Samedin) Efendi için şunlar yazılıdır:

 

“Müstecib Hüseyin de, milliyetçi teşkilâtlarda üye olması itibarıyla, tatar milliyetçiliği çizgisinde faal bir eylemci olmuştur. 1948 yılına kadar Kırımlı kaçaklara yardım işlerinde faal bir şekilde yer almıştır.

1949 yılında görüştüğü Nusret Saniye kendisine kocası Amdi’nin Türkiye’ye kaçmaya başardığını bildiriyor. Bundan bir süre sonra sanık İrsmambet Yusuf ile bir görüşmesinde, (Müstecib Hüseyin) Kırımlılara Yardım Komitesinde yer almayı kabul ediyor ve kasiyerlik vazifesini üstleniyor.

Evinde kaçak İsmail Ametov’u misafir etmiş, daha sonra Asanov Mansur’u ve 1951 yılında bunu sanık Căruntu Ştefan’a devretmiş.

Kurdukları hükümette (aslında “Kırım kurtarılınca kuracakları” denmeliydi) sanık Müstecib Hüseyin ticaret bakanı olacaktı. ( Geçen sayımızdaki İrsmambet Yusuf Efendi yazımızda da yazmıştık; dostlar arası bir şakalaşmalarında Dr. İsmail Ametov Kırım kurtulunca, ben sağlık bakanı, İrsmambet hoca Kırım müftüsü, doğramacı Memet Mendu Bayındırlık bakanı, bakkal olup ticaretten anladığı için Müstecib Hüseyin ticaret bakanı – oluruz, demiş.). 

Amdi Nusret’in Türkiye’ye kaçıp gitmesinden sonra, bir türk gemici Müstecib Fazıl’dan bir mektup getirip Müstecib Hüseyin’e geliyor. (Buradan itibaren birkaç cümlenin anlatımı biraz karışık ve İrsmambet Yusuf Efendi yazısındakinden farklı). Mektupta, İrsmambet Yusuf ile temasa geçip onun vasıtasıyla gemiciyi Köstence’de bir tütüncü ile görüştürmesini istiyor; bunu yapıyor. Fakat tütüncü bulunamayınca mektubu gösterdikleri (? geri getirip verdikleri) Müstecib Hüseyin ile, ertesi gün gemicinin tekrar gelmesinde ve İrsmambet Yusuf’un bir cevap mektubu yazmasında anlaşıyorlar.

Bundan kısa bir süre sonra Nusret Saniye ile yine görüştüklerinde, Saniye Türkiye’deki kocasından mektup aldığını, mektupta, yakında erkek kardeşinin düğününe birçok arkadaşları ve misafirleriyle geleceğini bildiriyor, – şifreli anlaşmalarında bu, yeni bir savaşın başlamasına çok az vakit kaldı demekmiş -, ve o zamana kadar kendisine memleket havadislerini bildirmesini istiyormuş.

İrsmambet Yusuf ile birlikte, eline Türkiye’de bulunan Müstecib Fazıl vasıtasıyla Türk casusluk servisine iletilecek bilgiler verdikleri Asanov Mansur’u yurt dışına kaçırmaya teşebbüs ediyorlar, fakat bunu başaramıyorlar.

1950 yılının yazında İrsmambet Yusuf’un türk gemicilerle göndermek istediği, ülkedeki siyasî ve sosyal vaziyet ile, kaçak Kırımlıların durumu ile ilgili bilgileri içeren mektubundan Müstecib Hüseyin de haberdar oluyor.

Aynı yılın sonbaharında, İrsmambet Yusuf da yanında iken, bir Türk gemici ziyaretine geliyor. Türkiye’den mektuplar getirdiğini, fakat çok sıkı denetimden dolayı bunları limandan dışarı çıkaramadığını, kendisinin bu mektupların içeriğinden haberdar olduğu için, Müstecib Fazıl ve Nusret Amdi’in kendilerinden memleket ahvaline dair bilgiler göndermelerini istediklerini bildirebileceğini söylüyor.  

Bunun üzerine, sanık Müstecib Sovyet ordusu ve Mangalya’da yapılmakta olan askeri tesisler hakkında topladığı bilgileri iletiyor.

Sanığın, bu bilgileri Türkiye casusluk servisine, kâğıda dökerek gönderdiğini kabul etmemesi üzerine yargı heyeti, onun, kendisini korumak maksadıyla, samimi itiraflarda bulunmadığına kanaat getirerek, sanığın kendi faaliyetleriyle ve diğer sanıkların beyanlarıyla çelişen açıklamalarını reddeder.

 

Mahkeme, Halkımız namına

C.K madde 191 paragraf 1, madde 193, 25 madde bahis 6, 224 ile 226 ve 184 maddeler birlikte, Askeri K. 304 ve 463 maddelerine istinaden mahkûm eder :  

  1. İrsmambet Yusuf’u …
  2. Müstecib Hüseyin’i vatan hainliği için ömür boyu çalışma kampı, 10 yıl sivil haklarından mahrumiyet ve şahsi mallarının müsaderesi,

Bir yabancı ülkenin emniyetine karşı fiilleri için 10 yıl alelâde tutukluluk.

500 (beşyüz) ley mahkeme masraflarına mecbur eder ve 20 Mayıs 1952 tarihini cezanın başlangıcı olarak kabul eder.

C.K. 101 maddesine göre sanık ömür boyu çalışma kampında kalacak, 10 yıl medeni haklarından mahrum olacak, şahsi malları müsadere edilecektir.”

Kaynak: Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği ve Köstence “Ovidius” Üniversitesi Tarih Fakültesinin ortak yayını eser : Tătarii în İstoria Românilor – Muntenia – Constanţa 2004

 

*

Müstecib Samedin Efendi 1952 yılında, 1936’dan beri Köstence Kıral Camiin imamı iken tutuklanmıştı. Serbest kaldıktan sonra Müftülükçe, yine Köstence’de Anadolköy mahallesinin camisinde görevlendirildi. 1990 yılında buradan emekli oldu.

Kırım sevgisini bir ömür boyu yüreğinde yaşattı. 29 Ocak 1995 yılında Müstecib Ülküsal’a kurucusu olduğu Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisi tarafından Üsküdar Kültür Sarayında düzenlenen şükran törenine şeref misafiri olarak katıldı. Bu törende Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu Müstecib Ülküsal’a, Doğu Türkistanlılar lideri İsa Alptekin beye, Müstecib Samedin ve Ali Osman Bekmambet Efendilere şükranlarını bildirerek birer Kırım Tatar kalpağı hediye etmişti. 

Müstecib Samedin Efendi arkasında bir ak ömür bırakarak 20 Şubat 1997 tarihinde Köstence’de vefat etti. Allah rahmet eylesin.

*

Bu yazıyı hazırlayan ben, (S. O.) Müstecib Samedin Efendi ve ailesini ilkin ta ilkokula başladığım yıl, 1945’te tanıdım. İkinci oğlu Tekin ile Türk İlkokulunda (rahmetli Yaşar Memedemin ile de) sınıf arkadaşı idik. Onlar “kasaba içinde”, biz Koşu mahallesinde otururduk. Komşumuzun oğlu İsmail abi onların bakkal dükkânında kalfa idi. Bazen okul dönüşü, bazen İsmail abinin peşine takılıp Tekin’lere gittiğim olurdu.

Dükkânları bütün Dobruca ileri gelenlerinin bir uğrak, görüşme ve buluşma yeri idi. Müstecib Efendi müşterilerden ziyade, misafirleriyle meşgul bulunurdu. Ya avludaki masanın etrafında, ya yukarı katta misafir odasında sohbete otururlar, ya da dükkândaki adamlarına 400-500 metre ötede olan Grivitsa Çarşısına, Selâdin Efendinin kahvesine veya Aşçı Yaşar’ın lokantasına gideceklerini söyleyip sokağa çıkarlardı.

Bir keresinde “Kuran yazılı” Güzel Yazı (Kaligrafi) ödevlerimizi bitirip dükkânda bulunan Tekin’in dedesi Hüseyin efendinin yanına defterlerimizi göstermeye gitmiştik. Sınıfımızda en güzel Sami Besim ve Semiha Memedemin yazardı. Diğerlerimiz onlara yetişmeye çalışırdık.

Ben kendi yazımın daha güzel olduğundan emindim. “Üseyin akay, kimĭn yazısı taa arü ?” dedim. Hüseyin efendi bir gözü daima daha kısık bakışıyla, bir o deftere, bir bu deftere şöyle bir baktı, “Tekin’inki taa güzel”, dedi. Çok şaşırdım. Nasıl olurdu da, göz göre göre böyle diyebiliyordu? İtiraz ettim. Bir kere, Tekin’in harfleri biri kısa, biri uzun, hep farklı boylarda idi !

Müstecib Efendi de orada bir yan bölmede imiş. Duyup o da yanımıza geldi. Baktı. “Neşin şay diysĭn, babay, Sami’nĭñkĭ taa güzel de”, demişti başımı okşap. 

Üsküdar’daki törende karşılaştığımızda Müstecib Samedin Efendiye bu olayı anlatmıştım. Tatlı tatlı gülmüştü : “Onday bolğan m’edĭ ?” demişti.

*

Müstecib Samedin Efendinin 1996 yılında rahmetli yazar ve gazeteci Kerim Altay’a verdiği bir mülâkattan:

 

“12 april 1950’de qapaldıq. (1952 olmalı). O vaqıtta köyden tuğanlarım kelgen edi. Onlarman sohbet etip otıra edim. Qapı şalındı.

‒ Kimdir o ? dedik.

‒ Aiçea este Mustecep? dedi bĭr ses. (Romence: Müstecib burada mı ?).

Aldı kettiler, ayırdılar meni ailemden. Bir maşinağa mindik, kettik Sekuritate’ge. Onda tüşürdiler, yoqarı şığardılar, bir odağa akettiler. Bir özim qaldım. Sonra eki kişi canıma keldi:

‒ Sen aru tüşün. Köp şiyler etkensiñ milletiñe, halqıña, bizim aleyhimizge, dediler. Bonların epsin bizge yazıp ber. …

‒ Menim yazacaq bir şiyim yok. Yazsam yalnız iygilik yazacaqman, dedim. 

‒ Men seni taşlap ketemen, eki gün kelmem. Er şiyni yazıp azirle, dedi militsiyan.

Evet, men sade iygilik yasağanımnı yazdım, halqıma fenalıq yasamadım. Qırımlılar kelgende onlarğa iygilik ettim. Onlarnı yerleştirdik. Bazıları uyanıq edi, emen bir iş başına geştiler. Şiybörek edi, şo edi, bo edi, un edi, bir şiyler alıp satmağa başladılar. Qalğanları da özlerine sıyınacaq bir yer qaradı. Bizim onlarnı qarşılap alğanımız mı qabaat? Bo bolsa, o vaqıt milletine qızmet etmegenlerden birsi menmen, dedim.

Sora, aylanıp keldiler. Meni bir hücrege soqtılar. Hücre 2 metre boyı, 1 metre eni bir kenep. Deñizge qarşı. Kişkeneşik penciresin mıqman mıqladılar. Aru etip taşlandırdılar. Sade ıştan kölekmen qaldım. 21 gün onda qaldım. Ne otırmağa yer bar, ne cürmege. Obir başında otıraman desem, o yerde cel ese, işiñe işliy. 21 gün sonra alıp kettiler meni. İlk kelgenim odadaman, işi biraz deñişken. Bir masa taa ketirgenler.

‒ Ayt, dediler, neler işledin. Epsin aytacaqsıñ!

‒ Aytacak şiyim yok, iygilikten başqa, dedim.

O yerde, masanıñ qarşısına saldılar meni, ayağım qolım bayladılar. Biyerge de bir tayaq soqtılar. … Şaytip acısın şektik onların. Baqıraman, n’etemen, kim eşitecek? Eşitse de kim yardım etecek? Ekinci günü aldılar, Banka’nın hazinesi bolğan qattan taa aşaada yerge.[1]

Altığa bölingen bir yer. Birsine meni saldılar. İşinde eki kişi taa bar. 2 metre boyu, eki metre eni bir yerde 27 gün qaldıq.

‒ Hatırlağan er şiynĭ aytqan son seni mından şığarırmız. Yoqsa yer yüzünde sağa yer yok, dediler. …

 

Mahkemede ömür boyı mapis berdiler. Şalışma aqqım yoq edi. Jilava’ğa bardıq. Sora Aiud’qa, silâh fabrikasına akettiler. Anda işke şığardılar. Bir kere aşlıq grevası yaptıq. 9 künden sonra vazgeştĭk. İsteklerimiz – yataqta tek bir kişi yatmaq ve mektuplaşma aqqı edi. Bermediler.

Dej’ge akettiler. Niyse, onda şükür, dedim. Köp horlık kördik, eziyet şektik. Sora doqtor moqtor berdiler, onlar er gün saba bizlerni qaradı. Onda eki buşuq sene qaldım. Sora Gherla’ğa keldik. Onda teran serbestlik tapqan sora, azat etmege başladılar.  Başta tutuqlılarnıñ yarısın, üş ay sora da kalğanların ciberdiler. Bizlerni üş ay sora bıraqtılar. 1964 senesinin ağustosunda üyge keldim.” (1966’da olmalı).      

Mülâkat 1996 yılında alınmış, Karadeniz gazetesi no. 63 – Mayıs 1998  ve tekrardan, Karadeniz no. 75 – Mayıs 1999’da çıkmıştı).

*

4. ALİ OSMAN BEKMAMBET

12 Şubat 1953 – Ali Osman’ın Sorgulanma zaptı

Sorgulama 8,50’de başladı, 9,30 da bitti.

Sorgulamayı yürüten Emniyet teşkilâtında teğmen Crişan Petre.


Tutuklu Bekmambet Ali Osman, 15 Haziran 1911’de (10 Mayıs 1912 olmalı) Köstence ili, Valea Seacă (Omurça) köyünde doğumlu,[2] Tatar asıllı, Romen uyruklu, siyasî geçmişi – lejyoner partisinde 1937’den beri hücre şefi, tahsili – sekiz sınıflı Mecidiye Medresesinden mezun, mesleği – öğretmen, son çalıştığı yer Valea Seacă okulu, 30 yaşındaki ev hanımı Piraye ile evli, çocukları Erkin 13 yaşında – öğrenci, kızı Ülkü 9 yaşında – öğrenci, oğlu Yılmaz 5 yaşında. Ailece Köstence ili Valea Seacă köyünde ikamet ederler. Sosyal kökeni – köy ağası; babasının 30 hektar ekilir arazisi,  iki at, iki öküz, bir inek ve bir evi vardır.

1947 yılına kadar siyasî faaliyeti: Dobruca’daki milliyetçi Tatar hareketine katıldı. Sürgünde bulunmadı. Askerliğini 1936 çağıyla 34 piyade alayında yaptı, rütbesi onbaşı, esarette bulunmadı. Karşı-devrimci Tatar Millî Hareketi teşkilâtında ve yeraltı Marea (Deniz) teşkilâtında üye idi. Sabıkası ve mahkûmiyeti yok.

Soru: Mal varlığınız nelerdir ?

Cevap: Köstence ili, Valea Seacă köyünde oturduğum bir evim.

  1. : Kaç kardeşsiniz, nerede ikamet ederler, ne iş yaparlar ve eskiden hangi partide politika yaptılar?
  2. : Bir tek kardeşim var, Kemal Bekmambet, çiftçi, eskiden ne politika yaptığını bilmiyorum, Köstence ili Valea Seacă köyümüzde oturur.
  3. : Hangi sürelerde tahsil gördüğünüzü ve mezuniyetinizden sonra ne iş yaptığınızı söyleyin.
  4. : Üç sınıf okuduğum ilkokulu 1923 senesinden 1927 senesine kadar Köstence ilinin Valea Seacă (Omurça) köyünde okudum.

İlkokulu bitirdikten sonra Mecidiye Müslüman Seminarında (Medresesinde) sekiz sene okudum, 1934 yılında mezun olunca Valea Seacă köyüme gelip bir sene öğretmenlik yaptım, sonra da asker gittim, köyümden ayrıldım.

1936 yılının sonbaharında askerlikten tekrar Köstence ili Valea Seacă ‘ya gelip çiftçilikle meşgul oldum. Sonra, 1939 yılında Köstence Adliyesinde memur oldum.

1943 yılından 1947 yılına kadar Valea Seacă’da öğretmenlik yaptım, o tarihten sonra yine bahçecilikle meşgul olmaya başladım.

İşbu sorgulama zaptımı kelime kelime okudum, beyanlarıma tamamen uygun olduğunu görerek baskı altında kalmaksızın altına imzamı atıyorum.  İmza: Bekmambet Ali Osman.

 

(A.S.R.İ., fond P, dosar 2280, cilt I, s. 187-188 Emniyet Arşiv kayıt no.su).

*

Ali Osman Bekmambet’in tarihi konulmamış bir sorgulama zaptından bölüm:


Cevap: 1949 yılının ilkbabaharında,  Amdi Nusret’in Türkiye’ye kaçıp gitmesinden kısa bir süre sonra İrsmambet Yusuf bizim Valea Seacă’ya (Omurça’ya)  geldi. Eyüp Menali’nin evinde İrsmambet, Ferat Faik, Memet Vani ve ben bir toplantı yaptık. İrsmambet Yusuf Necip Fazıl’ın tutuklandığını (1948 Ekiminde öldürülmüştü bile), Amdi Nusret’in Türkiye’ye kaçtığını, bizlerin Dobruca’da ve Romanya içlerinde gizlenmiş bulunan Kırımlı mültecilere yardımları devam ettirmemiz gerektiğini söyledi. Amdi’nin, kaçışından evvel kendisine Kırımlı mültecilere yardım ve konakbaylık işiyle meşgul olacak bir komite kurmamız için talimat verdiğini anlattı. Bu toplantıda komiteyi kurduk, İrsmambet’i başkan, orada bulunmayan Müstecib Hüseyin’i kasiyer seçtik. Ben, Memet Vani, Eyüp Menali, Ferat Faik üye idik.   

Bundan sonra İrsmambet Yusuf kendisiyle Müstecib Hüseyin’in, şehirde oturdukları için bütün Kırımlı mültecilerle temas halinde olacaklarını, bizden alacakları toplanan gıda ve paraları onlara yardım olarak dağıtacaklarını söyledi. Ayrıca yine ikisi, mektupla, Türkiye’de bulunan Amdi Nusret ve Müstecib Hacı Fazıl ile temas kurup memleketteki halkımızın ve Kırımlıların durumundan haberdar edip, mülteciler için para yardımı talebinde bulunacaklarını bildirdi.

Yine o vakit, İrsmambet Yusuf biz üyelere, köyde oturduğumuz için para veya gıda toplamamızı, bunları Köstence’ye getirip kasiyer Müstecib Hüseyin’e vermemizi söyledi.

Soru : “Marea” (“Deniz”)  karşı devrimci teşkilâtına ne zaman girdin ve burada ne gibi çalışmalarda bulundun?

Cevap: 1949 yılının Eylûlünde bir gün köy içinde köydeşlerden Constantin Glodeanu ile karşılaştık. Laf laftan, bana Köstence’de bir savaş durumunda şimdiki rejimi devirmek için hazırlık gören bir yeraltı teşkilâtının bulunduğunu anlattı. Çok büyük bir teşkilâtmış, saflarında eskiden türlü partilerde politika yapmış kişiler bulunuyormuş. Bizim Valea Seacă (Omurça) köyümüzde de bu teşkilâta bağlı, içinde kendisinin ve Refik Cumalı’nın da bulunduğu bir grup varmış. Bu konuşmalardan sonra bana bu gruplarına benim de katılmamı teklif etti. Buna hayır demiyeceğimi, fakat önce kendim Köstence’ye gidip şu merkezdekileri bir görmek istediğimi söyledim.

Bundan bir süre sonra Constantin Glodeanu ile Köstence’ye gittik, adının Perieţeanu olduğunu öğrendiğim bir kadının evine vardık. Az sonra oraya bir bey geldi, kendini teşkilât başkanı Negulescu İon diye tanıttı. Teşkilât hakkında anlatmaya başladı, geniş bir teşkilât olduğunu, Bükreş’teki büyük adamlarla temas halinde olduklarını, bir savaş başlarsa en önemli kurumlara el koyarak şimdiki rejimi devirmek niyetinde olduklarını söyledi.

Valea Seacă (Omurça) köyünde sadece Refik Cumalı, Costică Glodeanu ve Costică Bancu’dan ibaret bir grup olduklarını, daha güçlü olabilmek için saflarına daha çok kişileri çekmek istediklerini açıkladı. Sonra evime dönerek, yer altı teşkilâtında çalışmaya tamamen taraftar olduğumdan, kendim de başkalarını teşkilâta çekmek için çalıştım. Meselâ Maria Martica ile görüştüm, o da eylemlere katılmak istedi. Fakat evvelâ onunla Köstence’ye, teşkilât merkezine gittik, böyle bir teşkilâtın bulunup bulunmadığını gözleriyle görmek istiyordu. Oradaki konuşmalardan sonra ikna oldu. Merkezde, Perieţeanu’nun evinde Maria da aidat tutarını ödedi, ne kadardı şimdi hatırlamıyorum.

Köye dönünce Purcărea adlı kişiyle de konuştum, yeraltı teşkilâtının varlığından söz ederek, ona katılıp katılmama hususunda düşüncelerini sordum. Düşüneceğini, daha sonra cevap vereceğini söyledi.

1949 yılının Ekim ayında Constantin Glodeanu hemşehrilerimize dağıtmam için teşkilâtın (sembolü olan) kurdelelerinden 25 adet kurdele verdi. Fakat zaman daraldı, çünkü Aralık 1949’da Emniyet evimde arama yaptı, ben de yakalanmamak için kaçtım, kurdeleleri dağıtmaya fırsatım olmadı.         

Şunu da söylemeliyim, Maria Martica ile teşkilât merkezine gittiğimizde Costică Bancu ve Costică Glodeanu’un verdikleri 900 leyi de verdim, kendimden de, bağış olarak 5 kilo beyaz peynir verdim.

(A.S.R.İ., fond P, dosar 2280, cilt I, s. 199-200 Emniyet Arşiv kayıt no.su).

*

27 Şubat 1953 tarihinde Bükreş Askeri Savcılık tarafından hazırlanan 81 no.lu İddianamede Ali Osman Bekmambet ile ilgili bölüm

Ali Osman Bekmambet lejyoner hareketine 1937 yılında yazılıp faal çalışmalarda bulundu, bunun neticesinde Valea Seacă’da hücre şefi oldu.

1934-1935 yıllarında sanık Valea Seacă’da tatar gençlik teşkilâtını kurdu ve Kırım’ın, sözüm ona, kurtuluşu ve bağımsız bir tatar devletinin kurulması için yoğun çalışmalar yaptı.

Bu çalışmasını sanık 1943 yılına kadar sürdürdü. Bu tarihte,  Sovyetlere karşı savaşın cephesinde Alman ordusuyla işbirliği yapan Kırımlı milliyetçi grupları Köstence’ye geldiklerinde sanık onlara para, gıda ve barınma imkânları sağlamak süretiyle yardım etmeye başladı ve bu işe 23 Ağustos 1944 tarihinden (Sovyetler Romanya’yı işgal edip komünist bir idare kurulduktan) sonra da devam etti. 

1941 yılında, Sovyetler Birliğine karşı savaşacak gönüllülerin listesini çıkarmak maksadıyla Türkiye’den özel olarak gelen Müstecib Ülküsal’ın Köstence’deki İmperial Otelinde tertiplediği gizli toplantıya sanık Ali Osman Bekmambet de iştirak etti. Kırım’a giderek Sovyetler Birliğine karşı savaşacakların listesine sanık da yazıldı.

1948 yılının sonbaharında, Necip Fazıl’ın tutuklanmasından sonra sanık, Amdi Nusret’i Türkiye’ye kaçışına kadar Valea Seacă’da evinde barındırdı.

Bu günlerde sanık, kendisine ve Kırımlılara Türkiye’den para yardımında bulunacağını vaad eden Amdi Nusret’ten, Kırımlı sığınmacılara yardım etme işine devam etmesi ve çabalarını arttırması için talimat aldı.

1949 yılının ilkbaharında sanık, İrsmambet Yusuf’un Valea Seacă’da, Eyüp Menali’nın evinde tertiplediği toplantıya katıldı. Bu toplantıda meydana getirilen Kırımlılara yardım komitesinde, sanık üye seçildi.

1949 yılının Eylûlünde sanık, Constantin Glodeanu adlı kişi tarafından Köstence’de bir karşı devrimci bir teşkilâtın varlığından haberdar edildi.

Sohbetlerinde Constantin Glodeanu kendisine Köstence’de, muhtemel bir savaşta mevcut rejimi devirmek isteyen, “Marea” (Deniz) adında bir karşı devrimci bir teşkilâtın bulunduğunu anlattı.

Constantin Glodeanu’nun bu yer altı teşkilâta kendisinin de katılması teklifine sanık katılmaya razı oldu ve bu amaçla, Köstence’ye giderek gizli teşkilâtın başkanı olan Negulescu İon ile görüştü. Bu şahıs, teşkilâtlarının çok güçlü olduğunu, Bükreş’teki büyük adamlarla irtibatta bulunduğunu ve savaş başladığı anda en önemli kurumlara el koyarak halihazırdaki rejimi devireceklerini anlattı. Bu vesile ile gizli teşkilâtın başkanı Negulescu İon sanığa Valea Seacă’da bir yer altı gruplarının bulunduğunu, fakat çok az üyeli olduğunu, sayılarını arttırmak için yeni üyeler bulmaları gerektiğini söyledi. Sanık teşkilâta mümkün olduğu kadar çok üye çekmeye çalıştı ve bu uğurda lejyoner eğilimli Maria Martica ile, Purcărea adlı kişi ile ve daha birçokları ile görüştü, merkezi Köstence’de bulunan teşkilâtın Valea Seacă şubesine yazılmalarını teklif etti. Sanık, Köstence’deki teşkilât merkezinde görevli Perieţeanu adlı kişi vasıtasıyle yer altı teşkilâtına aidat gönderdi. 1949 yılı Ekim ayında sanık, Constantin Glodeanu’dan Valea Seacă sakinlerine dağıtılmak üzere, Köstence’deki gizli teşkilâtının gönderdiği 25 adet taraftarlık alâmeti kurdele teslim aldı. Sanık ayrıca Costică Bancu ve Costică Glodeanu’dan topladığı 900 ley ile kendinden 5 kilo beyaz peyniri teşkilâta şahsen götürüp verdi. Aralık 1949’da resmî makamlar tarafından yakalanmamak için sanık ikametgâhından kayıplara karıştı ve Mart 1950’ye kadar Brăila (İbrail) müslüman mezarlığının bekçisi Omer Giascu Aglo’nun (yanlış yazılmış, Ömer G. Aşçıoğlu gibi bir isim herhalde) evinde gizlenmiş. Burada iken Kırımlı mülteci Anife Özenbaşlı ailesini ziyaret ediyordu. Brăila’dan ayrıldıktan sonra sanık sırayla Alime Nurmambet adlı kişide, 1951 yılının Ekimine kadar Valea Seacă’daki yeğeni Rıza Asan’da kaldıktan sonra Köstence’ye geçti. Burada Müstecib Hüseyin ve İrsmambet Yusuf ile temas sağladı ve bunlar kendisini, tutuklanıncaya kadar evinde kaldığı Fazıl İslâm’ın yanına yerleştirdiler. Köstence’ye dönmesinin sebebi Türkiye’ye kaçmanın çaresini aramaktı.

(A.S.R.İ., fond P, dosar 2280, cilt I, s. 2- 23, İddianamenin Emniyet Arşiv kayıt no.su).

*

Büyük Tatar Grubu Davasının 11 Mart 1953 tarihli 179 no. lu karar metninde Ali Osman Bekmambet Efendi için şunlar yazılıdır:

 

“Mahkeme, Halkımız namına

C.K madde 191 paragraf 1, madde 193, 25 madde bahis 6, 224 ile 226 ve 184 maddeler birlikte, Askeri K. 304 ve 463 maddelerine istinaden mahkûm eder :  

  1. İrsmambet Yusuf’u …
  2. Müstecib Hüseyin’i …
  3. Memet Mendu’yu …
  4. Ali Osman Bekmambet’i kamu düzenine karşı işlediği hainlikleri için 20 yıl çalışma kampı, 10 yıl sivil haklarından mahrumiyet ve şahsi mallarının müsaderesi,

Bir yabancı ülkenin emniyetine karşı fiilleri için 10 yıl alelâde tutukluluk.

500 (beşyüz) ley mahkeme masraflarına mecbur eder ve 17 Şubat 1951 tarihini cezanın başlangıcı olarak kabul eder.

C.K. 101 maddesine göre sanık 20 (yirmi) yıl çalışma kampında kalacak, 10 yıl medeni haklarından mahrum olacak, şahsi malları müsadere edilecektir.”

 

Kaynak: Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği ve Köstence “Ovidius” Üniversitesi Tarih Fakültesinin ortak yayını eser : Tătarii în İstoria Românilor – Muntenia – Constanţa 2004

*

Duruşmalar bitip cezalar biçildikten sonra Ali Osman Efendi, diğer bütün mahkümlar gibi, bir cezaevinden öbürüne dolaştırılır: Bükreş, Jilava, Dobruca’daki Midye Burnu’nun taş ocakları, Transilvanya’daki Aiud, Cavnic ve Baia Sprie maden ocakları, Gherla, Tuna boyundaki Salcia, Agava, Grădina devlet üretme çiftlikleri ve tekrar Aiud hapisanesi.

“Aiud mahbusı eñ zorlı, en dertlĭ, tutuqlınıñ ömrĭn aşağan mahbuslardan bĭrĭsĭ edĭ. Onda qapalı turğanların bazıları deldĭre, hastalana. Ölgenlerĭ köp boldı. Odalar Aiud’ta ekĭ metre kenĭşlĭkte, üç buçuk uzunluqta, ekĭ seksen yükseklĭkte. İçecek su şelek içinde, WC üçün şelek oda içinde. Yaz künleri şelektekĭ pislĭknĭñ kokuların aytmayım. Erten bĭr de akşam, şelektekĭ pislĭklernĭ boşata edĭk. Her odada dört demĭr karyola bar edĭ. Ekĭşer ekĭşer, üst üstke salınğan, araları qırq santim.

Men bu zor şartlarda, karanğı künlerde, kutsal kitabımız Kur’an Kerimden şu ekĭ ayetmen yaşadım: Bakara suresĭnĭñ yüz ellĭ üçüncĭ ayetĭn sonu, bĭr de Al İmran suresĭnĭñ yüz qırq altıncı ayetĭnĭñ sonı menĭm moralĭm kuvetlendĭre edĭ. Köp defalar Enbiya suresĭñĭñ seksen yedĭncĭ ayetĭn son betĭn köp oqıy edĭm. …

1964 yılının Nisanında kurtuldu.

“Ertesĭ kün saat doquz qararlarında Bükreş’ke keldĭk. Köstencĭ’ge o saatte tren yok eken. Üyleden sonra saat üçte bar. Saat üçte trenge mĭndĭk, tren cönedĭ. Mecdiye’ge kelgende sabah carıqlanmağa başladı Murfatlar’ğa kelgeşĭ kün tuwdı. (Anlaşılan, bindikleri tren bir “personal”, yavaş giden, her durakta duran, Bükreş-Köstence arası 217 kilometrelik yolu 12 saatte alan bir posta treni idi.)

Trende bolğan arqadaşlarman sarılşıp ayırıldım. Trenden tüştĭm, peronda bĭr kĭşĭ menden közĭn ayırmay. Öz özĭme, bu bĭr sekurist (gizli polis mensubu) bolsa kerek, dedĭm. Colğa şıqtım, üyge doğrı cayav ketemen. Torbalar qolumda. Bĭr arada artıma qaradım, peronda mağa qarağan kĭşĭ artımdan keliyatır, men cüremen, o cüre, artımdan yetĭştĭ. Mağa romence “Ali ağa, sensĭn mĭ ?” dep sordu. “Evet, menmen,” dedĭm. “Menĭ tanımaysıñ mı ? dedĭ. Men Gică’man, qomşıñızman.”

Men üyden ketkende on yaşlarında edĭ, üy bolğan, bala şağa sahibĭ bolğan, yaşı da yirmi yedĭ bolğan. Colda “Bĭzĭmkĭler nĭşliy ?” dep sordım. “Hepsĭ arü, şĭmdĭ üyĭñe barğanda körĭrsĭn,” dedĭ.

Saat sekĭz qararlarında üyümüzge keldĭm. Qapığa yaklaştım, üyden bĭr qız şıqtı, tüşünĭp, bu menĭm qızım mı, yoqsa baldızım mı, dep turğanda, mağa romence “Sen mında kĭmnĭ qaraysıñ ?” dedĭ. Men de romence “Madam Ali mında otura mı ? dedĭm. “Evet, mında otura. “Hanım qız, mınav torbalarnı alsa, yoruldım”, dedĭm. Aldı, torbalarda atım yazılı edĭ. Oqıy ! “Babay, sensĭn mĭ ?” dedĭ. Men de “Ülkü, sensĭn mĭ ?” dep o man quşaqlaşıp, o da “Babay, sen qaydan şıqtıñ, qaydan keliyatırsın ? dep baqırıp baqırıp cılay ! Eşĭm, Ülkü’nĭñ baqırıp cılağanın eşĭte, tışarğa şığa, onıñ artından kĭşkene ulum da şığa. Ne körsĭn ? Qız babağa sarılğan, quvanıp quvanıp cılay ! Qaradım, eşĭm menĭ körgemen, şaşkın halde, özĭn coytayatır. “Men qurtuldım” dep aytayatırğanda, bĭr caş mağa sarıldı. “Bu kĭm ?” dep sordım. “Bu senĭñ taşlap ketken on aylıq balañ” dedì. Men qurtulıp kelgende on altı yaşında taptım, tanımadım.

Üyge kĭrdĭk, eşĭm mağa “üstüñdekĭ kĭyĭmlerĭñ deñĭştĭrse, közaydınğa kelgen-ketken bolır” dedĭ. Odağa kĭrĭp kĭyĭmlerĭm deñĭştĭrgeşĭ üç dört daqıyqa geçtĭ.

Kĭyĭnĭp şıqtım, oturğan odağa kĭrdĭm. Şu arada oda qısım aqraba, qonu-qomşı, tanış-bĭlĭşmen tolğan. Hepĭsĭ köz aydınğa kelgenler. Otuz yaşından yuqarı bolğanlarnı tanıdım, anav bĭrlerĭn tanımadım.

Şaytĭp, on beş cıldan son üyge keldĭm. Men 1949’da üyden qaşıp ketkende Erkin ulum beş yaşında edĭ. Qurtulıp kelgende yĭrmĭ yaşında taptım. Qızım üç yaşında edĭ, men qurtulıp kelgende on sekĭz yaşında. Kĭşkenem Yılmaz on aylık edĭ, men kelgende on altı yaşında edĭ.

Qurtulıp kelgen son, ekĭ hafta geşmedĭ, menĭ İş Tapma Qurumına, Mecidiye’ge şaqırdılar. Çalışmaq üçün menĭ, mejburen Valul Traian’ğa (Hasança’ğa) odun deposuna hamal berdĭler. Onda dört ay çalıştım. Dört aydan son Cernavoda’da (Boğazköy’de) bĭr şantiyerde depo memurı boldım.  Onda bĭr cıl altı ay çalıştım. Sonra üç cıl Babadağ qasabasında hoca vazifesĭn yasadım. 1969 cılının son künlerĭnde hocalıqman Basarab’qa (Murfatlar / Tatar Nurbat’qa) avuştım. Yĭrmĭ cıl Basarab’ta hocalıq yasap emeklĭ boldım. …   

Qurtulıp üyüme keldĭm, bĭrkaş vaqıt geşken son, bĭr kün eşĭmden sordım: Emel Mecmuaları tura mı? Atalar sözĭ, şıñlar, cırlar, tatarca yazılğan şiirler defterĭmnĭ sordım. (Emel Mecmuasının 1939 yılı Nisanında çıkan 137 no.lu sayısında Omurçalı Ali Osman efendinin topladığı ata sözlerinin bir kısmı basılıdır. – S.O.). “Qorqıp hepsĭnĭ caqtıq” dedĭ. Ne qadar acındım. Yĭrmĭ cılda toplağan şiirler, atalar sözĭ, şıñlar, cırlar, tapmaşalar, taa başkaları yazılı edĭ. Emel mecmuaları, hepĭsĭ cıltlı edĭ. 

Eşĭm Piraye, Mecdiyeli Ferhad efendĭnĭñ qızı. Ferhat efendĭ, şairĭmĭz Mehmet Niyazi men dost-arqadaş ekenler. Eşĭm doğdığı zaman, şairĭmĭz Mehmet Niyazi dört satırlı bĭr şiir yazğan eşĭm aqqında. Bu dört mısralı yazı ipekmen ĭşlenmĭş, duvarda asuvlı tura edĭ. “Onı da caqtıq”, dedĭ …

1989 cılının son künlerĭnde, Aralık ayında Romanya’da bolğan inkılaptan sonra, 1990 cılında, Mayısın son künlerĭnde Köstence şehĭrĭnde “Kültür Üyĭ” salonunda erkek kadın, caş, kız, bĭr toplantı yasaldı. Toplantığa qalabalıq halq keldĭ. Bu toplantıda bazı qararlar alındı.

Bĭrĭncĭ qarar, bĭr tatar yönetĭm qurulu qurmaq meselesĭ boldı, qurmaq içün qarar alındı.

Başqan, başqan yardımcısı, veznedar, yazman, üyeler ayırıldı. Yönetĭm çalışmağa başladı. Başqan olaraq Ekrem Menlĭbay ayırıldı. Ekĭ cıldan sonra seçĭm yasaldı, Ünal Mambet’nĭ ayırdılar. Bu hatıralarım yazyatırğanda (2001 yılında) ekĭ tret Necat Sali başqan ayırıldı.

Başqanlar yönetĭmnĭ arü yönettĭler. Şairĭmĭz Mehmet Niyazi’nıñ kabrĭ başında anma törenĭ yasaldı. Simpozyonlar, ziyaretler, anmalar, Qırım’ğa yardımlar yasaldı.

1990 cılından 2000 cılına qadar 4-5 kere Qırım’ğa ketĭldĭ. Qasaba, köylerde teşkilatlar yasaldı. Romanya’da köp cıllardan sonra bĭr “Qaradeñĭz” gazatası şıqtı, halq arasında quvançman oqulmağa başladı. 1993, 1994, 1996 cıllarında Curtımız Qırım’ğa barıp Qırım’nı körmek quvancıman yaşadım. …

Ekĭncĭ bĭr quvanışım 1994 cılında (1995 yılında, 29 Ocakta idi. – S.O.) İstanbul-Üsküdar belediye salonunda dünyanıñ her köşesĭnden kelgen tatar halqınıñ qarşısında Milli Meclisĭñ Başqanı Mustafa Cemil Qırımoğlu dört kĭşĭnĭ Qırım qalpağıman şereflendĭrdĭ.

Bu menĭm 67 cıl bu colda cürgenĭm, çalışqanım, bĭr gaye üçün mahbusta qapalğanımnıñ mükâfatıdır.

Menmen barabar bu şereflĭ daqıyqalarnı paylaşqanlar, dakıyqalarca alqışlarman, Qırım qalpağın başlarında taşığan Müstecib Ülküsal, İsa Yusuf Alptekin, Müstecib Samedin’dir.

Curt aşqıman, curt süygĭsĭmen, bĭrlĭkmen ve doğruluqman çalışqan bĭr caş ne mutlu !”  

 


(Kaynak: Ali Osman Bekmambet – Keşken Künler, 2001 Köstence Romanya Müslüman Tatar-Türkleri Demokrat Birliğinin yayını).

* Saim Osman Karahan’ın bu önemli yazısı Bahçesaray Dergisi’nin 49, 52, 53, 54 ve 57/58.  sayılarında 5 bölüm halinde neşredilmişti. Bu vesileyle kendisi de samimi ve faal bir Emelci olan, bir dönem Emel’in yazıişleri müdürlüğünü yapan Saim Osman Karahan’ı ve bütün Emelcileri rahmetle anıyoruz (EMEL).

[1]  Banka binası Ovidiu meydanında, önü Romalı şair Ovidius’un heykeline bakar, Banca Natsională / Millî Banka olarak normal işlerini görür, arka tarafı da denize bakar ve üzerinde bulunduğu yalıyarın cephesinden birçok katlarla deniz hizasına, temeliyle de toprağın içine iner, Gizli Emniyetin dairelerini ve işkencehanelerini barındırırdı. – (S.O.).

[2] Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği’nin onursal başkanı olan Ali Osman Bekmambet14 Temmuz 2013’te Köstence’de vefat etti.

Emel 272, Temmuz-Ağusto-Eylül 2020, Sayfa 18-35

TAVSİYELER

Tepreç 2021