KIRIM’DA AYDINLANMANIN ZİRVESİ OLARAK KURULTAY SÜRECİ VE SONRASI: KIRIM TATAR MİLLÎ OLUŞUM GAYRETLERİNE

Yazar:

Bülent TANATAR.
 
1880’ler dönemecinde Kırım’da başlayan ve kısa süre içinde Türk/Tatar karakteri kazanacak olan Müslüman aydınlanması (Hasan Nuri, İsmail Gaspıralı, Mustafa Davıdoviç gibi isimlerin simgelediği) ve bu sürecin baş mimarı sayılabilecek olan İsmail Gaspıralı’nın Bahçesaray belediyesi yönetimiyle ilgili girişimi ile “usûl-i cedid” reformculuğu; etkileri Kırım çerçevesini aşarak hemen hemen bütün Türk dünyasına dalgalar şeklinde yayılan Tercüman gazetesi tecrübesi; yavaş yavaş bütün Kırım sathı boyunca yaygınlık ve işlevsellik kazanan cemiyet-i hayriyeler; 1905 sonrasında içinde yer alınan Rusya çapındaki örgütlenmelerle açığa çıkan bir enerji olarak Kongreler (1905’te Nijniy Novgorod’daki Rusya Müslümanları I. Kongresi’yle başlayan ve 1906’da Sankt Peterburg’da birbiri peşi sıra yapılan II. ve III. Kongre’lerle devam eden) sarmalı; 1906 sonrası Rus gericiliğinin bir süre sonra yeraltına iteceği, Vatan Hadimi gazetesi etrafındaki Tatar vurgusunun ağırlık kazanmaya başladığı gençlik oluşumu Yaş Tatarlar hareketi (kısa bir süre sonra KD/Anayasal Demokrat Partisi’nden II. Duma’ya milletvekili seçilip kürsüde yaptığı Kırım’daki Tatarların yakıcı toprak sorununa değinen ateşli konuşmasıyla Lenin’in dahi dikkatini çeken Reşit Mehdi, Asan S. Ayvazov, Abbaz Şirinskiy, vb.); 1908-1909 sonrası İstanbul merkezli bir öğrenci grubunun önderliğindeki Vatan Cemiyeti (Çelebi Cihan, Cafer Seydamet, Ablâkim İlmi, Abibulla Odabaş, vb.) çevresinin Odesalı bir başka öğrenci grubuyla (H. Çapçakçı, A. Özenbaşlı, vb.) diyalog halinde çetin Büyük Savaş yıllarında Kırım ölçeğinde, için için ördüğü millî duygunun Şubat Devrimi’nin akabinde kurulan Geçici Hükûmet döneminde 1917 baharından itibaren yaşanan Bütün Kırım Müslümanları Kongresi’yle başlayıp bu Kongre’nin seçtiği İcra Komitesi’nin önderliğinde yıl sonuna doğru “Kırım Kırımlılarındır”  şiarında somutlaşan Kurultay tertibi ve Kırım Halk Cumhuriyeti’ni ilân eden millî hükûmet teşkiliyle doruğa çıkması.
Bu süreç zarfında millî hareket bir çok radikal yeniliğe imza attı: vakıfların idaresinin merkezî hükûmete bağlı Özel Komisyon’un sultasından kurtarılarak İcra Komitesi’nin emrine verilmesi, Kırım’da İcra Komitesi’nin komutasında bir Kırım Tatar süvari birliğinin teşkili, maarif sahasında KırımTatar mekteplerinin millî esaslar dahilinde yeniden örgütlenmesi yolunda adımlar atılması, ülke çapındaki ya da yerel seçimlerde millî güçleri temerküz ettirmeye yönelik bir Tatar Fırkasının kurulması, millî yöneliş istikametinde propaganda yapmak üzere Kırım Tatarca Millet ve Rusça Golos Tatar gazetelerinin yayınlanmasına girişilmesi, Bahçesaray’da bir millî müzenin kurulması, vs. Bundan sonra tarih hızlandı ve Kırım’daki hercümerç sayısız gelgitin ardından 1920 sonlarında Bolşeviklerin nihaî galibiyetiyle son buldu.
Ama Kırım, yılların sert dalgalarınca içine itildiği anafordan çıktığında dizleri üstünde çökmüş bitap bir vaziyetteydi. 1917 yılının ikinci yarısından itibaren Kırım’da Tatarların millî seferberliği yükselişe geçmişken başta Ruslar olmak üzere Kırım’daki diğer etnik unsurlar açmaz içine düşmüş vaziyetteydiler ve aktör olmaktan çok seyirci konumundaydılar. Fakat bu konjonktürel durum uzun sürmedi. Toplumsal yaşam boşluk kabul etmiyordu. 1918’in Ocak ayında Akyar (Sevastopol) ve Kezlev’de (Yevpatoriya) üslenmiş ağır teçhizatlı başıbozuk Bolşevik bahriyeliler hızla Akmescit’teki hafif teçhizatlı Kırım Tatar birliklerinin üzerine yürüdüler ve Kırım Tatar parlamento hükûmetini dağıttılar. Bu gelişmelerden kısa bir süre önce istifasını sunmuş olan Çelebi Cihan ele geçirildi ve Akyar’a götürülerek sokulduğu hapishanede yargısız infaz edildi, cesedi parçalanarak Karadeniz’e atıldı. Kırım “kızıl terör”ün ilk dalgasıyla o zaman tanıştı. İzleyen günlerde kurulan Leton kökenli Jan Miller’in başkanlığındaki Tavrida Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (sonraki tarihte ismini daha çok duyacağımız öğretmen eskisi ilk Kırım Tatar sosyalisti İsmail Kerimcan “Firdevs”in de içinde yer aldığı) kendini milletlerüstü olarak tanımlayıp ilk siyasî icraatını Rusya SFSC’ne bağlanarak göstermişti. Fakat 1918 Martında eski müttefik Rusya’nın İttifak güçleriyle Brest-Litovsk’da yaptığı ayrı barış antlaşmasının akabinde Ukrayna’da konuşlanmış olan Alman askerî kuvvetleri bağımsız Ukrayna Halk Cumhuriyeti’nin de desteğiyle korunmasız Kırım’ı işgal etmiş, yıkılmaktaki Tavrida Cumhuriyeti’nin komünist ileri gelenleri, başta Sovnarkom (Halk Komiserleri Konseyi / dönemin Başbakanlık makamına denk) başkanı A. Slutskiy olmak üzere artık serbestçe ayaklanan Kırım sakinleri tarafından yakalanarak öldürülmüşlerdi. Kurultay tekrar faaliyete geçti ve Lipka Tatarı asıllı Tümgeneral M. Sulkiewicz (Süleyman Sülkiyeviç) başkanlığında Kırım Ülke Hükûmeti (Krımskoe kraevoe pravitel’stvo) kuruldu. Kırım Tatar basını tekrar canlandı, yeni kurulmuş olan millî müesseseler yeniden devreye girdi. Fakat üzerlerindeki ölü toprağı silkinerek tekrardan başlarını kaldıran eski zemstvo yönetici ve KD ileri gelenleri işgalci Alman kumandanları nezdindeki kulisleriyle bu hükûmetin altını oymuş ve onu işlevsiz hale getirmeyi başarmışlardı. Her taraftan çekiştirilerek birkaç kere yeni baştan kurulan Sulkiewicz hükûmeti kısa bir süre sonra Almanya’nın savaştan çekilmesi ve Güney Rusya’daki general Denikin’in Beyaz gönüllüler ordusuna bağlı askerî kuvvetlerin Antant müdahalesinin gölgesi altındaki başarılı ilerleyişi haberleri ile yerini Kasım 1918 sonlarında Kefe’den Karaim kökenli KD mensubu, eski Duma mebusu (I. ve IV. dumalar) Solomon Krım’ın Kırım Tatarlarını dışlayan ve Kırım’ın bağımsızlığını reddeden Rusya yanlısı hükûmete bıraktı. Yerli halk tabakalarından çok toprak sahibi ve Bolşevik Rusya’dan kaçan zengin sınıflara yaslanması, tek ve bölünmez Rusya idealine bağlılığı onu her türlü sosyal ve etnik sorunu çözmekte acizliğe uğratarak ülkeyi istikrarsızlığa ve kaosa sürükledi. Denikin kuvvetlerinin koruma hattı çökünce Nisan 1919’da hükümet düştü ve Kırım yeni bir Bolşevik dalgasına maruz kaldı. Başında V.İ. Lenin’in kardeşi Dmitriy Ulyanov’un bulunduğu kısa ömürlü bu ikinci Bolşevik idaresi eskisinin hatalarını tekrarlamayarak Kırım Tatarlarıyla daha dostane ilişkiler kurdu. Sovnarkom 3 solcu Kırım Tatarını da içeriyordu. Ne var ki icraat yapacak ya da icraatlarının sonucunu görecek denli ayakta kalamadı. Haziran 1919’a gelindiğinde Denikin kuvvetleri bu kez daha sert dalga halinde vurmuştu Kırım’ı ve artık göstermelik siyaset oyunlarına da yer yoktu: Kırım askerî bir idareyle yönetilecekti. Fakat Rus milliyetçileri Rusya’yı ihya edecek ne ideolojik donanıma sahiplerdi ne de halkı arkalarına alacak merkezî bir komutaya. Kırım sathında şehir ve gemilere sığınmış kızıllar ile köy ve dağlara saklanmış yeşil Tatarlar arasında sahada işbirlikleri ilk bu dönemde görülmeye başladı. Denikin’in ardından göreve gelen ve artık Kırım’a sıkışıp kalan Baron Wrangel daha esnek taktikler denedi, ama yenilgi mukadderdi. 1920 Ekiminden itibaren Bolşevikler Kırım’da geri döndürülemez hâkimiyetlerini kurdular.
İç savaş şartlarında komünizmi inşa etme fikri demek olan savaş komünizmine gönül vermiş birçok köksüz Bolşevikin (Belá Kun, Rozaliya Zemlyaçka, vb.) kızıl terör estirdiği Kırım’da istikrar için Lenin’in Milliyetler Halk Komiserliği kurul üyesi Mirseyit Sultan Galiyev’i tam yetkili raportör olarak 1921 Şubat-Martında Kırım’a göndermesi gerekti. Ekim 1921’de Rusya’ya bağlı bir özerk cumhuriyet olarak kurulan Kırım’da evvela Kırım Tatarcanın resmî dil statüsü kazandığı bir Tatarlaştırma programı izlendi. Birçok Milli Fırka ileri geleni de dahil Kırım Tatar aydınları Kırım’ın sovyet ilkeleri doğrultusunda yeniden kurulmasına katkıda bulundular. Veli İbrahimov Y. Gaven’den hemen sonra Kırım Tsik başkanı, Osman Derenayırlı Sovnarkom reisi vazifesine atandılar. Gaspıralı’nın evi müze oluyor, Totayköy’de Amet Özenbaşlı’nın idaresinde bir Kırım Tatar tehnikum’u, Akmescit’te Çobanzade’nin rektörlüğünde Pedagoji Enstitüsü çalışmalarını sürdürüyordu. Kırım Tatarca yayın yapan canlı bir basın (Yeni DünyaİleriOkuv İşleri, vb.) oluşmuş, Kırım Tatarca dilbilgisi kitapları ve edebî eserler peşpeşe çıkıyor, Kırım Tatar drama tiyatrosu parlak temsiller veriyordu. Hatta Kırım’da Ukrayna ve Belarusya’dan Moskova’daki merkezin yanısıra Amerikan maddî destekli Yahudileri toprağa yerleştirme girişimleri söz konusu olunca Romanya’dan eski Kırım Tatar göçmenleri geri göçürmek için projeler üretildi Kırım’daki iktidarın Tatar koridorlarında. Bunun için bir “Koç Yardım” organizasyonu meydana getirildi. Ayrıca Kırım Tatar cemaatinin toprak ve finans ihtiyaçlarını karşılamak üzere “Şirket” adı altında yine paralel bir organizasyon geliştirildi. Fakat böylesi özerk teşebbüsler kitapta yazmıyordu, çok geçmeden külahlar değişildi. Veli İbrahimov 1928’de milliyetçilik suçlamasıyla yargılandı ve idam edildi. İzleyen Millî Fırka davasında 60’ya yakın Kırım Tatar aydın ve aktivisti yargılandı ve ağır cezalara çarptırıldı. Türkiye’de okuyup kısa bir süre önce dönmüş olan, Cafer Seydamet’in kızkardeşiyle evli yetenekli şair Amdi Giraybay 1930’da idam edildi. Artık yeraltındaki Milli Fırka’nın lideri, yaşayan en büyük millî şair ve bilgin Çobanzade Kırım’ı terk ederek Azerbaycan’a, Şevki Bektöre önce Dağıstan’a, sonra Türkmenistan’a kaçtı. Sultan-Galiyevci olarak bilinen Derenayırlı, Firdevs Kırım’dan uzaklaştırıldılar. Osman Karabiber, Amet Özenbaşlı, Etem Feyzi [Gözaydın], Hüsnü Teberdar, vb.  Solovki’de ömür tüketiyorlardı. 1928-1936 yılları arasında ortalıkta millî duruşuyla hatırlanan hiç kimse kalmamış gibiydi. 1937-1938 yılları Büyük Terör’üne kurban gidenler arasında Asan Sabri, Abibulla Odabaş, Mamut Nedim, Osman Akçokraklı, Abdulla Latifzade, vb. vardı. Sovyet rejiminin içine doğmuş genç Kırım Tatar komünistleri (İlyas Tarhan, Musanif kardeşler, Bilal Çagar, vb.) de nasiplerini aldılar. Yine de Kırım’da özerk cumhuriyetin Kırım Tatar millî ve yeni Rus Sovyet kültürünün temsil ettiği uluslararası veçheler arasında salınan çelişik doğası II. Dünya Savaşı’nın ülkeye uğramasına kadar devam etti. Nitekim temsilî cumhurbaşkanlığı makamı (A. Menbariyev) ile icracı başbakanlık mevkiinde (M. İbraimov, ardından İ. Seyfullayev) hâlâ Kırım Tatarları görev başındaydı. Sovyetler istemeden Kırım Tatarlarına kısa bir süre önce giriştikleri ama fırsat bulamadıkları devletçilik tecrübesini kazandırdılar. Siyasal yönetim (parti) alanında olmasa da eğitim, tarım, sağlık, vb. gibi alanlarda bakanlık düzeyinde idarecilik azımsanacak iş değil. Tatarlar bunu çok sevdiler. Geri adım atacak halleri yoktu. Artık hayalleri daha somuttu. Ama heyhat! Dendiği gibi, tarih her zaman düz bir çizgi üzerinde ilerlemez, bazen yan sokaklara da sapar.
1941 Eylülündeki Nazi işgalinin ardından yaşananlarsa kuşkusuz ayrı bir bahis. Raslantı eseri hayatta kalan A. İlmi, A. Özenbaşlı ya da M. Kurti’nin farklı farklı kaderleri oldu. Hiçbiri bir zamanlar umdukları hidayete eremediler. Sovyet rejimi yerleşmeden Kırım’ı terkeden Memet Yenileyev, Şefika Gaspıralı, Cafer Seydamet, vb. de Kırım’ı bir daha hayallerinde dahi göremediler. Edige Kırımal’ın risklerle dolu canhıraş çabaları dağı yerinden bile oynatamadı. Savaşın lehteki sonu belirginleşmeye başlayınca özgüveni yerine gelmiş Sovyet karar alıcıları sınırlarını, tarihin eti ve kemiğinden arındırmanın en kestirme yolunu buldular: Sürgün. Kırım’ın modern zamanlardaki tarihi, nereden bakılırsa bakılsın dram ve trajedidir. Umarız bütün dünya bu örnekten gerekli dersleri çıkarmıştır. Bugün çünkü ona çok ihtiyaç var. Çünkü Tatarlar bütün o meşum sürgün yıllarında hatıralarında Kırım anavatanını yeniden yarattılar ve millî duyguyu nesilden nesile aktardılar. Dönüş yollarını hep kapalı tutmuş olan Sovyetler Birliği’nin miadı dolup da o yıkılmaz zannedilen koca heyula bütün mekanizmalarıyla birlikte içten patlayarak yıkıldığında Kırım Tatarları son sürat vatanlarına koştular. İlk yaptıkları şey yeniden Kurultay’ı, II. Kurultay’ı toplamak ve Meclis’i kurmak oldu. Önderleri Mustafa Cemilev’i (daha sonra cemaat ona şükranlarını Kırımoğlu soyadını layık görerek gösterdi) izleyen kitleler gözyaşlarını ve sıfırdan oluşturdukları servetlerini geride bırakarak vatanı yeniden vatan kılmaya geldiler. Kimse onlara hoş geldin demedi. İtildiler, kakıldılar, ama azimle toplumda yer edinme ve yükselme uğraşına devam ettiler. Vazgeçmediler vatan sevdalarından.

Artık derinlere kök salıyorlardı ve sıra devletçiliklerini yeniden yeşertmeye gelmişti ki… Bir gün uzunca bir süredir oynanan Ukrayna’nın bağımsızlığını gerçek kılma mücadelesi oyununun bir aşamasında yuları elden bırakmak istemeyen Putin Rusya’sı uluslararası ilişkilerin kör bir anında beklenmedik bir hamleyle Kırım’a örtülü bir askerî operasyonla el koydu. Direnen az sayıdaki Ukraynalının yanı sıra asıl Kırım Tatarlarına indirilen çok ağır bir darbeydi bu. Demek daha “korkunç yıllar” bitmemişti, daha önlerinde yeni direnişler, yeni gurbetler, iç sürgünler vardı. Haklılar her zaman kazanamaz belki, ama mücadele etmeden de kazanılamaz. Öyleyse, selam olsun zulme boyun eğmeyen yiğit Kırım Tatar evladına.


Emel 258/261. Ocak-Aralık 2017. Sayfa 20-24.

TAVSİYELER

Konferans: “2014 Sonrası Ukrayna Ulus İnşasına Kırım Tatar Milli Hareketinin Etkisi”

EMEL FİKİR -KÜLTÜR Konferansları Konuşmacı: Fethi Kurtiy Şahin Konu: “2014 Sonrası Ukrayna Ulus İnşasına Kırım …