OSMANLI SARAYINDA KIRIMLI BÜROKRAT VE HATTAT BİR ÂLİM: SEYYİD OSMAN HAMDİ (Ö. 1193/1779) VE ESERLERİ

OSMANLI SARAYINDA KIRIMLI BÜROKRAT VE HATTAT BİR ÂLİM:

SEYYİD OSMAN HAMDİ (Ö. 1193/1779) VE ESERLERİ

 

Doç. Dr. Süleyman GÜR*

Seyyid Osman Hamdi Efendi, 18. yüzyıl Osmanlı sarayında hem bürokratik görevlerde bulunmuş hem de hattat kimliğiyle öne çıkmış çok yönlü bir ilim, devlet ve sanat adamıdır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Kırım kökenli olduğu ve hayatı boyunca bu kimliğiyle tanındığı anlaşılmaktadır. Bazı eserlerinde kendisini bizzat “Kırîmî diye meşhur Seyyid Osman” şeklinde tanıtması da bu durumu doğrulamaktadır. Eserlerinde kullandığı tam künyesi olan Seyyid Osman Hamdi b. Halil Kırımî ifadesi ise, babasının adının Halil olduğunu göstermektedir. Saray çevresinde yetişen Seyyid Osman Hamdi, Enderun-ı Hümâyun’da sır kâtibi yamağı (vekili) olarak uzun yıllar görev yapmıştır. Saraydaki idarî görevlerinin yanı sıra sanatla da yakından ilgilenmiş; hattatlık meşrebini dönemin tanınmış üstatlarından Hoca Mehmed Râsim Efendi’den öğrenmiş, ondan icazet alarak klasik Osmanlı hat geleneği içinde yerini almıştır. Sultan III. Mustafa’nın emrinde iken Nuruosmaniye Camii’nin kitabesini yazmakla görevlendirilmiştir.[1] Sanatkâr yönü kadar idarî görevleriyle de dikkat çeken Seyyid Osman Hamdi, Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde sarayda çeşitli kâtiplik görevlerinde bulunmuştur. 1152/1739-40 yılında kaleme aldığı bir eserinde kendisini, “es-Seyyid Osman yamağ-ı kâtibi’s-sirri’s-Sultân el-Gâzî Mahmud Hân[2] şeklinde tanıtarak bu görevi bizzat ifade etmiştir. Ayrıca, Nuruosmaniye Camii’nin vakıf defterlerinin yazımı ve takibiyle de meşgul olmuştur.[3] Seyyid Osman Hamdi’nin eserlerinde yer alan otobiyografik notlar, hayatı ve hizmetleri hakkında önemli bilgiler içermektedir. 1149/1736 tarihli Ucaletü’s-Sefer ve Risaletü’z-Zafer adlı eserinin mukaddimesinde, dönemin padişahı Sultan I. Mahmud’a dua ederken kendisinin saray hizmetinde olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu da onun Enderûn çevresindeki konumunu belgeleyen ilk tarihli kayıtlardandır. Ayrıca 1165 yılında yaptığı bir çeviride, hocası olarak Dârendevî Muhammed Efendi’yi anmış ve kendisinden “Hamdi mahlasıyla meşhur Seyyid Osman” olarak söz etmiştir. Eserlerinde kullandığı “Hamdi” mahlası, sanatkâr kimliğini yansıtan önemli bir unsurdur.[4] Ayrıca başka bir eserinde, Seyyid Abdullah adında bir zâttan da talim gördüğünü belirtmiştir.[5] Bu ifadeler, Seyyid Osman Hamdi’nin farklı hocalardan ders alarak çok yönlü bir ilmî donanıma sahip olduğunu göstermektedir. 1177 yılında tercüme ettiği bir başka eserin hatimesinde, Nuruosmaniye Camii’nde kâtiplik ve hattatlık görevinde bulunduğunu tekrar ifade etmiş, böylece onun sanat hayatı ile saray hizmetlerinin iç içe geçtiği görülmüştür.[6] Bu dönemde kaleme aldığı ve Sadrazam Mustafa Paşa’yı öven bir kasidede de hem saray çevresine yakınlığı hem de şiir yeteneği gözlemlenmektedir.[7] Kaynaklarda hakkında yeterli bilgi bulunmayan Seyyid Osman Hamdi, 1193/1779 yılında Şam’da vefat etmiştir.[8] Ömrünü Osmanlı sarayında ilim ve sanatla geçirmiş olan bu Kırımlı âlim, hattatlık geleneğine katkıları, eserlerinde bıraktığı otobiyografik notları ve saray erkanıyla kurduğu güçlü ilişkileriyle döneminin seçkin simalarından biri olmuştur. Ayrıca kaleme aldığı eserlerle de dikkat çeken Seyyid Osman Hamdi’nin çalışmaları, günümüze yalnızca yazma nüshalar hâlinde ulaşmış; bu nedenle uzun süre ilim dünyasının dikkatinden uzak kalmıştır. Bu yazıda, onun tespit edilebilen eserleri kısaca tanıtılarak ilim ehlinin dikkatine sunulacaktır.

 

Eserleri:

Ucaletü’s-Sefer ve Risaletü’z-Zafer: Yazarın bu eseri, sefer ve cihad ortamında namaz ibadetinin hükümlerine dair kaleme alınmış Türkçe bir risaledir. Eserin biri İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde (nr. 6676), diğeri İBB Atatürk Kitaplığı Belediye Yazmaları’nda (nr. 793) olmak üzere müellif hattıyla yazılmış iki nüshası günümüze ulaşmıştır. Eserin girişinde Sultan I. Mahmud’a dua edilmiş, risalenin Mehmed Paşa’nın isteği üzerine yazıldığı belirtilmiştir. Mukaddimede cihadın önemi ayet ve tefsirlerden örneklerle izah edilmiş, ardından bu risalenin cihadla ilgili bazı fıkhî meseleleri açıklamak üzere kaleme alındığı ifade edilmiştir. Risale; bir mukaddime, altı bölüm (vecih) ve bir hatimeden oluşur. İlk bölümde yolcuların namazları; ayet, hadis ve fıkıh görüşleriyle detaylı biçimde açıklanır. Diğer bölümlerde ise gemide, korku anında, darülharpte, elbisesiz ya da kıbleyi bilmeden kılınan namazlar ele alınır. Eser, klasik fıkıh kaynaklarına dayalı olarak yazılmış olup, sefer halindeki Müslümanların karşılaşabileceği farklı durumlara dair pratik çözüm önerileri sunar.

Ravzatü’s-Sâimîn/Mev’iza-i Ramazan: Ravzatü’s-Sâimîn ya da zahriyesinde geçen adıyla Mev’iza-i Ramazan, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde (nr. 02325) kayıtlı, Türkçe kaleme alınmış 9 varaklık bir risaledir. Eserde 1148 ve 1188 hicri yıllarına ait iki tarih kaydı bulunmaktadır. Bunlardan ilkinin telif, diğerinin istinsah veya sonradan eklenen bir dua ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Yazı üslubu ve kayıtlar eserin müellif hattı olabileceğini göstermektedir. Müellif kendisini “es-Seyyid Osman el-Kırîmî el-kâtib el-vakf bi Camii Nûr el-Osmânî min telâmîzi es-Seyyid Abdullah” şeklinde tanıtarak, Nuruosmaniye Camii vakfında kâtiplik yaptığını ve Seyyid Abdullah’ın talebesi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, Saray-ı Hümayun’da görevli olduğunu ve bu risaleyi Sultan’a ithafen kaleme aldığını belirtmiştir. Eser beş bölüme (ravza) ayrılmıştır: Oruç, orucu bozan şeyler, teravih namazı, i’tikâf, fıtır sadakası ve orucun faziletleri. Her bölümde ayet, hadis, lugat ve fıkıh kaynaklarına dayanılarak konular işlenmiş; özellikle Hanefî mezhebi görüşlerine yer verilmiştir. Eser, ilmihal tarzında, Ramazan ibadetlerini anlatan derli toplu bir halk risalesi niteliğindedir.

Terceme-i Siyâset-i Şer’iyye: Bu eser, Kayseri Raşit Efendi Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 853/1 numarada kayıtlı olup 29 varaktan oluşmaktadır. Seyyid Osman Efendi, bu eserde Osmanlı siyaset düşüncesinde öncü kabul edilen Dede Cöngî’ye ait es-Siyâsetü’ş-Şerʿiyye adlı Arapça risalenin tercümesini yapmıştır. Mukaddimede belirttiğine göre, müellif bu eseri, Dede Efendi’nin ilmî derinliği ve fıkıh sahasındaki otoritesine duyduğu hürmetle, sade ve anlaşılır bir dille Türkçeye kazandırmıştır. Bu tercihinde, çevresindeki dostlarının eserden istifade talepleri de etkili olmuştur. Eser, şerʿî hükümlere dayalı uygulamalı meseleleri derleyip sunan bir ilmî metindir. Eserin başka bir nüshası henüz tespit edilememiştir. Ayrıca klasik bibliyografik kaynaklarda bu tercümeye yer verilmemiş olması dikkat çekicidir.

Medhiye Kasîdesi: Bu manzume, Kayseri Raşit Efendi Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 853/2 numarada, 30b-32a varaklar arasında kayıtlıdır. Aynı mecmuada yer alan ve müellif Seyyid Osman el-Kırîmî’ye ait olduğu bilinen ikinci eserdir. 31a varakta geçen “Kâtib-i Câmiʿ-i Nûriyye-i dîmek ile benâm” mısraı ve 32a’daki “Hamdî” ismi, bu şiirin de müellife aidiyetini teyit etmektedir. Eser, Sadrazam Mustafa Paşa’yı öven bir kasidedir ve 1177/1763 yılında kaleme alınmıştır. “Hâdim-i Mekke Medîne pâdişâh-ı hâs ve ‘âm / Hazret-i sultân-ı ‘âlem Mustafa hân benâm” beyitleriyle başlayan bu Türkçe kaside, güçlü bir methiye üslubuna sahiptir. İçeriğinden anlaşıldığı kadarıyla şair ile Sadrazam Mustafa Paşa arasında uzun süredir devam eden bir dostluk ve birlikte çalışma geçmişi bulunmaktadır.

Berây-ı Sitâyiş-i Ramazâniyye: Kayseri Raşit Efendi Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 853/2 numarada, 33a varakta kayıtlıdır. Mecmuadaki müellife ait üçüncü risaledir. Eser adı başlıkta “Berây-ı Sitâyiş-i Ramazâniyye”, müellif adı ise “es-Seyyid Osman el-kâtib bi Cami en-Nûr” şeklinde geçmektedir. Bu son iki risale Osman Efendi’nin şairlik yönü olduğunu da göstermektedir. İkinci mısrada geçen “Bir kâsîde-i Ramazâniyye diyem” ifadesi 19 beyitlik bu şiirin türüne işaret etmektedir. “Hazret-i şâh-ı cihân ile vezir-i azamdan” şeklindeki üçüncü mısra müellifin bu ramazaniyeyi padişaha ve sadrazama ithaf ettiğini göstermektedir. Nitekim ramazaniyeler divan şairlerinin ramazan ayı vesilesiyle padişahlara, yüksek rütbeli kişilere ve hâmilerine sundukları ve beyit sayıları genellikle on-yirmi arasında değişen çoğu kaside türündeki manzumelerdir.[9]  Osman Efendi de bu türün örneklerinden birini vermiştir.

Laleli İmarethanesi Tarih Manzumesi: Bu mecmuanın son sayfasında (33b) bir de 6 beyitlik bir tarih düşürme manzumesi bulunmaktadır. Osman Efendi bu manzumeyi Sultan III. Mustafa’nın (1757–1774) inşa ettirdiği Laleli İmarethanesi için yazmıştır.[10] Manzumenin başlık kısmındaki “Halen şehnişâh-ı cihân-ı Sultân Mustafa Hân kerâmetlû Efendimiz hazretlerinin Lâleli çeşmede bina buyurdukları imaret-i ‘âmirelerine tarihimdir”. ibaresi bunu göstermektedir. Aynı sayfada bir de “Sultan Ahmed Han sâlis rahmetullahi aleyh merhumundur” ifadesini kullanarak bir beyitte Sultan III. Ahmed (1703-1730) için nazmettiği görülmektedir.

Şerh ve Terceme-i Kasîde-i Nûniyye: Milli Kütüphane, Yazmalar Bölümü, 522/1 numarada 1b-65a varakları arasında kayıtlıdır. Bu eser, Hızır Bey’in Kasîde-i Nûniyye adlı akaid manzumesinin şerh ve tercümesidir. Müellif hattı olan bu nüsha 1165/1751 yılında kaleme alınmıştır. Mukaddimede Osman Efendi, eserin hem tercüme hem şerh niteliğinde olduğunu belirtmiş; Hızır Bey’in manzumesini “en kısa, en kapsamlı, en faydalı ve en zor” metinlerden biri olarak nitelemiştir. Manzumenin anlaşılır hâle gelmesi ve istifade edilebilirliğinin artması amacıyla bu çalışmayı kaleme aldığını ifade etmiştir. Şerh usulü olarak her bir beyiti önce aynen verip ardından detaylı açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamalarda ayet ve hadislere, akaid ve kelâm kaynaklarına ve selef alimlerinin görüşlerine yer vererek meselelere derinlik kazandırmıştır. Eser, sistematik ve açık anlatımıyla klasik akaid literatüründe önemli bir yer tutmaya adaydır.

Medhiye-i Hızır Bey: Milli Kütüphane, Yazmalar Bölümü, 522/2 numarada 65b-66b varakları arasında kayıtlıdır. 46 beyitten oluşan bu manzume yukarıda tanıtılan Şerh ve Terceme-i Kasîde-i Nûniyye’nin devamındadır. Eserde müellif adı zikredilmemiştir. Ancak manzumenin içerisinde geçen Hızır Bey’e ve eserine yönelik övgü dolu ifadelerle bu eseri Türkçe’ye tercüme ettiğine dair beyanlar bu methiyenin yazarının da Osman Efendi olduğunu ortaya koymaktadır. Dönemine göre sade bir Türkçe ile yazılan manzumenin beş beyti örnek kabilinden aşağıda verilmiştir.

Bismillahirrahmanirrahim

Ferîd-i asrın fâzılı Hızır Bey; Ôlâ ânın makâmı bâğ-ı rızvân

Demiş cümle akâide bi kaside; Îçûrmiş halka câm-ı âb-ı hayvan

Ôlunmuş çûn şu nîce nazm terkîb; O kühl-i tûtiyâ-yı ayn-i a’yân

Ben ittim Türkîye terceme ânî; Ki ola mübtediye fe hiye âsân

İlâhî bize tevfîkin refîk et; Îdûb ilm u amelleri lütf u ihsân.

el-Müferrihü’l-Kalbi’s-Selîm: Milli Kütüphane, Yazmalar Bölümü, 1340/17 numarada 232b-241b varakları arasında kayıtlıdır. Arapça kaleme alınan bu eser, müellifin mukaddime ve hâtimesindeki ifadelere göre 1152/1739-40 yılında Sultan I. Mahmud döneminde, müellifin “sır kâtibi yardımcılığı” görevi sırasında yazılmıştır. Risale, yazıldıktan kısa süre sonra, 1158/1745’te Galata Sarayı müezzini Ali b. Hüseyin el-Akşehirî tarafından istinsah edilmiştir. Eser, dönemin Dârüssaâde Ağası’na ithaf edilmiş ve içeriği müellif tarafından “zarif, latif, inciler gibi dizilmiş; akılları ve kalpleri ferahlatan” bir metin olarak tanımlanmıştır. Adı da bu sebeple el-Müferrihü’l-Kalbi’s-Selîm (Selim Kalbi Ferahlatan) şeklinde konulmuştur. Kahire Üniversitesi’nde kayıtlı olan Müferrihâtü’t-Tullâb adlı 15 varaklık başka bir eser de müellife nispet edilmiş olup, bu risalenin başka bir nüshası olabileceği düşünülmektedir. Risale, lügat, hadis, tefsir ve kelam gibi ilimleri ilgilendiren çeşitli meseleleri “şayet denilirse ben de derim” tarzında bir soru-cevap yöntemiyle ele alır. Müellif, özellikle Arapçadaki bazı kelime ve kullanımlar arasındaki farkları, şiir ve mecazlarla örneklendirerek açıklamaktadır. Mesela “kadr” (kıymet) ile “kıdr” (kap) kelimeleri arasındaki farkı, hem dilsel hem de anlam bakımından izah eder. Bu tür örneklerle risale boyunca Arap dili ve diğer ilimlerdeki nüanslara dikkat çekilmiş, okuyucunun ilgisini çekebilecek incelikler ortaya konmuştur.

Kırımlı Seyyid Osman Hamdi’nin elimizdeki yazmaları, onun sadece bir şair veya tercüman değil, aynı zamanda Arap dili, dinî ilimler ve edebiyat sahalarında derin bilgiye sahip bir âlim olduğunu göstermektedir. Medhiye türünde kaleme aldığı manzumelerle dönemin ileri gelenlerine methiyeler sunmuş; ayrıca Kasîde-i Nûniyye gibi klasik metinleri tercüme ve şerh ederek halkın istifadesine sunmuştur. el-Müferrihü’l-Kalbi’s-Selîm adlı Arapça risalesi ise onun daha teknik ve ilmi konularla da ilgilendiğini, lügat ve dirayet bilgisini gösterdiğini ortaya koymaktadır. Müellifin eserlerine ek olarak çok sayıda risaleyi istinsah ettiği ve hattatlık yönünün güçlü olduğu da dikkat çekmektedir. Bu yazı kapsamında tanıtılan eserler, Osman Efendi’nin henüz gün yüzüne çıkmamış zengin bir ilmî mirasa sahip olduğunu göstermekte, onu tanımak ve tanıtmak adına gelecek çalışmalara da önemli bir zemin sunmaktadır.

 

* Trabzon Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, suleymangur@trabzon.edu.tr

[1] Mütakimzâde Süleyman Sadeddin Efendi, Tuhfe-i Hattâtîn, (Haz. Mustafa Koç), İstanbul, Klasik Yayınları, 2014, 274; https://hattatlarimiz.blogspot.com/2016/03/hattat-seyyid-osman-bin-halil-krmi.html (Erişim 5 Ocak 2025).

[2] Kırımî Seyyid Osman, el-Müferrihü’l-Kalbi’s-Selîm, Milli Kütüphane Yazmalar, nr. 1340/17, vr. 232b.

[3] Kırımî Seyyid Osman, Ucaletü’s-Sefer ve Risaletü’z-Zafer, İ.B.B. Atatürk Kitaplığı Belediye Yazmaları Bel_Yz_K.000793, vr. 16b.

[4] Kırımî Seyyid Osman, Ucaletü’s-Sefer ve Risaletü’z-Zafer, vr. 16b; Kırımî Seyyid Osman, Şerh ve Terceme-i Kasîde-i Nûniyye, Milli Kütüphane, Yazmalar, nr. 522/1, vr. 65a.

[5] Kırımî Seyyid Osman, Mev’iza-i Ramazan, İstanbul Üniversitesi, Nadir Eserleri Kütüphanesi, nr. 02325, vr. 1b, 9a.

[6] Kırımî Seyyid Osman, Terceme-i Siyâset-i Şer’iyye, Kayseri Raşit Efendi Eski Eserler Kütüphanesi, nr. 853/1, vr. 29b.

[7] Kırımî Seyyid Osman, Medhiye Kasîdesi, Kayseri Raşit Efendi Eski Eserler Kütüphanesi, nr. 853/2, vr. 30b-32a.

[8] Mütakimzâde, Tuhfe-i Hattâtîn, , 274; https://hattatlarimiz.blogspot.com/2016/03/hattat-seyyid-osman-bin-halil-krmi.html (Erişim 5 Ocak 2025).

[9] Bk. Mustafa İsmet Uzun, “Ramazâniyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Erişim 5 Ocak 2025).

[10] Sultan III. Mustafa tarafından 1174-1177 (1760-1764) yılları arasında Laleli’de bir külliye yaptırılmıştır. Bu külliye cami, imaret, çarşı, dükkânlar, çeşmeler, sebil, türbe, medrese, han ve mumhâneden oluşmaktadır. Daha sonra külliyeye bir de muvakkithâne eklenmiştir. Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Lâleli Külliyesi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Erişim 5 Ocak 2025).

EMEL 292. Temmuz-Ağustos-Eylül 2025

Check Also

**FILMS THAT ARE NOT ABOUT CRIMEAN TATARS AND CRIMEA WILL NOT BE ACCEPTED INTO THE COMPETITION.**KONUSU KIRIM TATARLARI VE KIRIM HAKKINDA OLMAYAN FİLMLER YARIŞMAYA KABUL EDİLMEYECEKTİR.

**FILMS THAT ARE NOT ABOUT CRIMEAN TATARS AND CRIMEA WILL NOT BE ACCEPTED INTO THE …